Pages

31 Ocak 2009 Cumartesi

23.01.09, Bandırma


sabah. olmuş yani. uyku, uyanma-uyanamama arası bir şey. ebeveyninin tekinin onu uyandırmak için giriştiği yüksek volüm çığırtkanlık. yine kapalı havada, daha çok battaniyeye sarılasının arttığı soğuk bir sabaha merhaba dedi. dediği için mutlu muydu bunu pek kestiremiyordu. çünkü uzun zamandır içinin aküsü bitmiş gibiydi. içinin aküsünü nereye takıp doldurması gerektiğini de kestiremiyordu.bunlar geçerken içinden kalktı yataktan. banyoya gitti. aynaya baktı anlamsız anlamsız. elini yıkadı eğilip. kafasını kaldırdı yine aynaya baktı. kahvaltıya indi. çayını içti. kahvaltısını etti. yarım kalan çayıyla sigara sefası yapabilmek için odasına yöneldi.

odadaki pencereyi açtı. sarktı, çayı pencerenin denizliğine koyup, bir sigara yaktı. çekti içine sabahın ilk dumanını ilk duman özlemiyle, ardından da sigara tutan eliyle de çayından bir yudum aldı. sola döndü denizin görünen kısmına baktı. içinden iyimser olmaya çalışan bir ses gülümsetti boş boş. sonra bir martı geçti uzağından. martı geçerken, uçakların bıraktığı çizgilerden bırakmıştı sanki ardında. uzun uzun baktı martının ardından.çocukluğunu düşündü, güldüğü şeyleri düşündü. bu düşünceler daha da derin bir nefes çekmesine neden oldu sigaradan. çekti. çayını da ardından yudumlamayı eksik etmedi. üşüdü. örttü camı.

oturası olmadığı masanın başına yöneldi. oturası olmadığı için, oturmadı. oturasının gelmesi için kulaklıklarını takıp, odanın içinde dolanarak müzik dinlemeye koyuldu. nereye gitmişti bunun masaya oturası?

resim:http://daganer.blogcu.com/yuregimizi-ihmal-etmeyelim_4056684.html

çağrılmayan yakup-I

kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi yakup
bunu kendine üç kere söyledi
onlar ki kalabalıktılar, kurbağalar
o kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdım
ben, yani yakup, her türlü çağrılmanın olağan şekli
daha hiç çağrılmadım
biri olsun "yakup!" diye seslenmedi hiç
yakup!
diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım
ve içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyim
ceplerimdeki eskimiş kağıt parçalarını atayım
sonra bir güzel yıkanayım da...
ben size demedim mi...

evet, kurbağalara bakmaktan geliyorum
sanki böyle niye ben oradan geliyorum
telaslı, aç gözlü kurbağalara
bakmaktan
bilmiyorum
bilmiyorum, bilmiyorum
ben, yani yusuf, yusuf mu dedim? hayır, yakup
bazen karıştırıyorum...

bazen karıştırıyorum ya, çok uzun bir gündü
sonra bu çok uzun günün sıcak bir günü
kediler kırmızı alevler halinde koşuyordu
onlar işte hep boyuna koşuyordu
birileri çıkıyordu ordan burdan

hiç çıkmamak halinde ve olgun
birileri çıkıyordu
geceden kalma bir lamba yanıyordu, açık
bir pencerenin sokağa doğru içinde
bu uyum korkunçtur yakup!
yakubun olması korkunçluğudur bu
dünyanın insana doğru içinde
yakup, yakup!
burdayım, yani ben...evet, geliyorum
lambayı söndürmesinler, geliyorum
siz bütün lambaları yakın, evet
ben, yani yusuf, yusuf mu dedim? hayır, yakup
bazen karıştırıyorum...
ve kendine bilinmeyenler yaratan yakubum ben, iyi ya
durduğum bir gündü, diyorum, bütün ilgiler sizin olsun
her türlü bir şeyler sizin olsun, ben artık
hep böyle istiyorum, ayıp degil ya
durduğum bir gündü, diyorum, yüzümü göğe doğurduğum
bir gündü ve yaşar gibi kaldığım bir yaşama içinde
ve yollarda ölü baykuşlar bulduğum
bir ölünün günü boyayan renginde
çürük evler bulduğum, içleri sonsuz kayalar
kayalardan dondurmalar sorduğum
ben, yani yakup, yakubun hiç çağrılmamış şekli
kim bilir ne diyordum

(kim bilir ne diyordu bir baykuş yaratıldığına
bir baykuş tarafından
ve bütün baykuşlar o bütün baykuşların arasında ne oluyordu
ben ne oluyordum...)

bütün iskemleler ağır ve hastalıklı
bir gidip bir geliyordum kendime aptallaşarak
bunu yakup söyledi
dedi ki, çünkü herkes yakubu yaşıyordu, bense
çöllerden ve kızgın güneşlerden icatlar yapıyordum
kızgın kağıtların üstüne
ve alevler halinde dünya bana dokunuyordu
ve ayakta soğuk bir bira içmiş kadar bir anlamım oluyordu bazen
ölüyordu ve bir de
bir otobüse bindiğim, biletçinin bilet bile kesmek istemediği ben
kendimi koruyordum
bunu bana yakup söyledi
öyle bir yakup ki bu, onca din kitaplarının sözünü bile etmediği
kimsenin sözünü bile etmediği bir yakup
ben
bunu hep biliyorum
bunu hep biliyorum ve işte
özgürüm, cezasız duruyorum...

Edip Cansever

30 Ocak 2009 Cuma

bir google analizi biz çevirelim bakalım :)


şablonda sık sık değişiklikler yaptığım için istatiklerime uzun zamandır bakamıyordum. buyrun efenim neler neler arayıp, buraya düşmüşler :)



  • romalı perihan doğduğum ev: efendim??

  • anlamazdın fransızca: nece anlıyorsa oca konuş o zaman

  • sivas yöresinden damar sarkilar: valla ben de bilemiycem....

  • karadeniz türküsü suyu koydum bardağa: ilk kez duyuyorum...

  • eyvah ah eyvah: eyvah eyvah :)

  • insanlar gülüyordu de trende: yok yok sende bir acayiplik yok, başka bir şeye gülüyordur onlar. hem ne olmuş canım gülemezler mi? trende gülünemez, vapurda gülünebilir diye bir kaide mi var?

  • fehim amca: o fehim amca benim fehim amcam bir kere, sen senin fehim amcanı başka yerde ara.

  • barış sulu: tanımıyorum ki...

  • saatim saatimi tutmuyor: valla benim de öyle kardeş..

  • yine bir gül fidan: o yine bir gülnihal olacak sanki ama

  • neredeyim bilmiyorum her taraf sisler icinde where i don't know: ingilizcesini yazmana gerek yok, bir türkün sayfasındasın zaten. gelmişsin. buradasın.

  • şiirde fon için dalga sesi: al kayıt cihazını, in rıhtıma rüzgarlı bir gün; harika fon olur

  • sallamadan yaşamak:peki. ağır felsefik bir kardeşimiz nutuk atmış google'a

  • ayten git başımdan, ben sana göre değilim: evet ayten, biz ayrı dünyaların insanlarıyız. nütfen çık git hayatımdan.... naaayyyııırrr yalan söyledim, nngitmeeeeee

  • oturmus kumar oynar aman cigerımın kösesı aman yolla: hopppaaaa, hadi hep beraber "yooolllaa istanbula yoollaaaa haydi....................................."

  • cocuklarin meyve suyu cok icmesi iyimidir: valla doğal olması koşuluyla kötü bir şey olacağını zannetmiyorum. ama katkılı meyve sularını çok içmeleri zararlı olabilir. yani. bence..

  • insanlar nasıl kumar oynar: bu sanki şey gibi olmuş; yani hayvanlar ve nebatat da farklı şekilde kumar oynuyorlarmış, arkadaş bunu biliyormuş da insanların nasıl oynadığını çakamamış gibi...

  • yalınımm: aman al senin olsun yalım, hiç hazzetmem....

resim:http://googlified.com/files/fsm-google-doodle.jpg

28 Ocak 2009 Çarşamba

...

"Fırçam ve renk renk boyalarım var. alev alev dolanıyor içimi çizme isteği. aslolan çizmek değil, özlem. bir yol çiziyorum, giderek daralan, perspektif bildiğimden değil, gözlem. yollar uzakta daralıyorlar, bunu uzun otobüs yolculuklarından biliyorum. bir kız çiziyorum yolun başına, eline bir çanta veriyorum, okula gitsin, okusun hasbam. uzun uzun saçlar çiziyorum, işi ne taransın yosmam. sonra resme bakıp basıyorum şarabı bardağın gözüne, bardağın gözünün tam neresi olduğunu çok iyi bilmeyerek. seviyoruz ya, içmek gerekli. kız çıkıp gidiyor resim kağıdından. fırçalarımı kırıyorum, boyalarımı atıyorum gayya kuyularına. içimdeki çizme isteğini bir ressama ciro edip basıyorum şarabı bardağın gözüne... bardağın gözü olmaz. çekmece mi bu? çekmecenin gözünün de bir şey gördüğü söylenemez. kendin yarat dertleri, kendin üzül, delikanlı bir felsefe. "

(kalemimin sapını gülle donattım, ferhan şensoy, sf. 58)
çalışma:http://www.thewallpapers.us/data/media/869/Perspektif.jpg

27 Ocak 2009 Salı

"ben miyim bu şarkıdaki satırlarım"



inişlerim çıkışlarım o kendimden kaçışlarım
gidişlerim dönüşlerim içimdeki sancı
o kısır döngülerim
şarkılarım sancılarım
kadınlarım hüsranlarım
dostluklarım acılarım
içtiğim su o pusu duruşlarım
yarım kalan sevgilerim
uyanmamış sabahlarım
perdesiz gecelerim paramparça oluşlarım
yalanlarım yanlışlarım
o arkamdan bakışlarım
kendime geç kalışlarım içtiğim su
o pusu duruşlarım yokuşlarım kalışlarım
umutlarım kaygılarım
inançlarım gözyaşlarım
ben miyim bu şarkıdaki satırlarım

25 Ocak 2009 Pazar

Filmlerden Kareler

filmlerden kareler bloğumuuzzzz burada seyrini sürdürecektir efenim

pişşşt barmen


aslında şu an ticaret hukuku çalışıyor olmam lazım ve fakat az önce dinlediğim ve burada sizle paylaşacağım Fikret Kızılok şarkısı önce bilinçaltımı sonra da onun üstündeki içsesimi dürdükleyerek beni bu yazıyı yazmak üzere bilgisayarın başına getirdi.


bu şarkıyı biz tulip'le, özellikle de üniversitede son sınıfta iken sınıf konusundaki sıkıntılarımızın ayyuka çıktığı zamanlarda epey dinleyip, mülkiye koridorlarında, arka bahçede söylemişizdir. sınıftakilerin bize "bunlardan bi bok olmaz" bakışlarını, bizim de onlara "zavallılar" bakışlarımızı fırlattığımız zamanlardı. iki kişilik bir örgüttük, bu yüzden çok seviyoruz kavuklunun muhalefetini galiba.


işte karşınızda Fikret Kızıolk :)



24 Ocak 2009 Cumartesi

ferhangi şeyler'den gündeste'ye ya da tam tersi

bir kaç gündür Ferhangi Şeyler'i dinliyorum. Gündeste kokuyor bazı yerleri. özellikle Kavuklunun sazla uyarladığı yerleri. Gündeste'de çok sevdiğim bir şiirin de sazla uyarlanıp iyice hafızama kazınmasına çok çok sevindim açıkçası. hafızam bit pazarıdır zaten, bir sürü çarşılar: çarşılar çarşıların içinde. kimi çarşılardaki dükkanları Neruda'nın dediği şekilde çok kapatmak istemişimdir. kapatamamışımdır ancak uğramamaktayımdır o dükkanlara, alışverişleri ne alemde pek bilgim de yoktur. Ama bu çarşımdaki dükkanı kapatmaya pek niyetim yok :)


neyse bu yazıyı gereksiz uzatmaya gerek yook. çünkü şiiri eklemek istiyorum buraya:


boris vian'dır tren arkadaşım
bir limandan umut almaya
makas değiştiririz
ağır başlı bir suskunluk dolu çantam
özümden de gizlediğim hüzün
bir paylaşmaya son verip vermemek sorun
boris vian diyor ki
daktiloyla evlisin zaten
yoksul gönlüm susarak sevgiden yana
boris vian diyor ki
yalnızlıktır dinimiz
örneğin bir trenden
istediğiniz yerde ininiz
yeknesak karmaşık dingiltisi trenin
kararsızlıklardan yana
lingi ling ling
lingi ling ling
boris vian'dır tren arkadaşım
eski şehirlerden geçiyoruz eski şeyler aklımızda
lingi lingi ling
istanbul'dan kaçıyorum gözlerim kapalı
fakir size sığındı devlet demir yolları
boris'in bileti yok
zaten yatıcı değil
kurulmuş oturuyor nikotinin altında
boris domuzdan yana
kapıldık gidiyoruz
lingi lingi ling
dingildiyor zar zor kurduğum yuva
lingi lingi ling
lingi lingi ling

(Gündeste, Ferhan ŞEnsoy, sf.4)

18 Ocak 2009 Pazar

biciğim'in ardından...


-serçe sen dostundan ayrıldın mı hiç?
-...



fotoğraf biciğim'e aittir.

Posted by Picasa

"4x4 mim"



sevgili Rüyayla mimlemiş beni. sorular keyifli, ancak biraz zor gibi. başlayalım bakalım :)

Yaptığım 4 iş:
-ders çalışmak (çalışmaya çalışmak da denebilir)
-uyumak
-Ferhan Şensoy izlemek
-kitap okumak

Defalarca İzleyebileceğim 4 Film:
-Amelié
-Pardon
-Babam ve Oğlum
-Godfather

Yaşadığım 4 yer:çok fazla yer değiştirmedim, hu yüzden yaşadığım yerleri saydım ve dördü bulmuyor :)
-Bandırma
-Üçpınar
-Ankara

İzlediğim 4 tv programı: yine dörtleyemiyorum :(
-Yaprak Dökümü
-Komedi Dükkanı
-Bizim Evin Halleri

Tatil İçin Gittiğim 4 Yer:
-Üçpınar
-Erdek

En sevdiğim 4 yemek:
-ıspanak
-çiğ börek
-yaprak sarması
-biber dolması

Hemen Şimdi olmak isteyeceğim 4 yer:
-İstanbul
-Ankara'daki evimiz :)
-Şile
-Sicilya

Bir yağmur damlası olsaydım düşmek isteyeceğim yer:
-babamın çiğdemleri
-yağmur bekleyenlerin avuçları
-sokak lambalarının altı
-deniz

ve bitirmişiz bile :) ben de Rüyayla'ya çok teşekkür edip; bu pası; tulip'e, beenmaya'ya, nily'e ve gaykedi'ye yolluyorum :)

15 Ocak 2009 Perşembe

Bandırma,15.01.09


sizden gelen çiçek,
denizi gören pencerenin denizliğine konuldu;
ruhu huzur bulsun diye.
gözlerim ve yüreğim,
ışık ve mutlulukla doluyor;
o çiçeğin yapraklarına dokundukça...





12 Ocak 2009 Pazartesi

ne denir ????

hakikaten ne kadar sınırlar kalkmış ve biz dünyaca ne kadar da küreseliz. sokaklar boşalmıyor ve çığlıklar yükseliyor bu vahşet bitsin diye, onca yardımlar gönderilmeye çalışılıyor ve fakat ambargo iplemiyor kalkan sınırları. karadan ve havadan ölüsavıyor.

Fransa, Filistin'e insani yardım göndermek isteyince; İsrail'deki o ajan bozuntusu abla "insani yardımı gerektirecek bir durum yok" deyip; kılı çekivermişti tereyağından. O ajan bozuntusu ablanın da yakınlarının tepesine durup dururken iniverse misket bombaları o zaman mı farkedecekti insanlığın ne olduğunu???

çığlıklar, tepkiler devletlerin; devletlerüstü durumuna takılıyor ve ulaşamıyor çığlıklar.

savaş tdk'da "Devletlerin diplomatik ilişkilerini keserek giriştikleri silahlı mücadele, harp, cenk" diye geçiyor. yani bir devletin silahlı kuvvetlerinin siviller üzerindeki katliamı değil. yani "bir yerin kralı ya da imparatoru; başka bir yerin kralına ya da imparatoruna küfür falan edince mi çıkıyor savaş ?" sorusunun olumsuz yanıtı. ancak yaşadığımız durum Karl Valentin'in bir oyununda babasına savaşı anlamaya çalışan çocuğun sorduğu sorudan farklı değil: "o başlattı"

sevgili beenmaya'nın mim'i üzerine döküldü yukarıdaki cümleler... ben de onunla aynı fikirde olduğum için, herkese gönderiyorum bu mimi.

8 Ocak 2009 Perşembe

2009'un ilk yazısı



2009'u 8 geçe dökülüyor parmaklarım bir yazı yazmak üzere. diyelim mi 2009'un ilk yazısı. 2009'un ilk günleri gibi parlak olmayan bir yazı.
b5'in deyimiyle film gibi savaş izlemek haberlerden... ve hiç bir şey gelmemesi elden. bireysel, burjuvazi anarşistlikler:"artık nescafe almayacağım" gibi...

durağanlıklarsa dökülüyor yüzümden. değişen hiç bir şey yok. kargalar ve martılar en değerli misafirlerim penceremin kenarında; solmaya başlayan pembe sümbül ise oda arkadaşım. onun haricindeki gündelikler muteber muteber yaylanmakta. içimde durağan durağan esen ferhangi bir rüzgar.

bandırma'yı soruyorum kendime. neresindeyim, içinde miyim diye. ses soluk çıkmıyor, ya da benim işime gelmeyen cevaplar veriyor.

beyoğlu;
-artık terket beni!
diyor ruhuma... burada büyüdüm, hayatım burada geçti... şimdi sanki;
-siktir git!
diyor bana beyoğlu.

(Karagöz İle Boşverinbeni, sf. 313)