kaynak: CnnTürk
28 Mayıs 2009 Perşembe
"bilmem gülsem mi ağlasam mı?"
kaynak: CnnTürk
26 Mayıs 2009 Salı
pia...
ellerini bir tutsam ölsem
böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutabilsem pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm
Atilla İlhan
25 Mayıs 2009 Pazartesi
23 Mayıs'tan 25 Mayıs'a
bugün yeğenimin doğumgünü. 9 yıl önce hediye olarak geldi hayatımıza, hayatıma.
kocaman gözleri, küçük ellerine sığdırdığı öyle güzel şeyler var ki. yanıma yaklaşıyor usul usul ve bırakıyor avcuma... küçük adam...
güneş açtı... aydınlık bandırma...
21 Mayıs 2009 Perşembe
kardelen'in ardından....
Utanıyorlar mıdır acaba şimdi? Hani O, ziyaretine gelenleri selamlamak için başını, boynunu sarıp cama çıktığında, “Hayatını örtü düşmanlığına adadı. Ömrünün son döneminde başörtü takmaya mecbur kaldı” diye yazanlar…
“Evi basıldığında ağır hasta görüntüsü vermişti, tarikatlara söverken ise turp gibiydi” diye yalan düzenler…
“Konu Müslümanlık olunca hastalığını unutuyor” diyerek onu hedef gösterenler…
“Battaniyesini atıp konsere koştu” başlığıyla onu kendileriyle karıştırıp takıyyeci ilan edenler…
Evini basıp 20 yıllık ajandalarını götürenler…
Din, her şeyden önce vicdansa…
Yürekleri hepten çöl olmadıysa…
Şeytan ruhlarını esir almadıysa…
Vicdan azabı çekerler mi?
Bir özür dilerler mi?
* * *
Türkan Saylan, bu ülkenin yüzakıydı.
Ancak samimiyetle inanmış insanlarda rastlanabilecek bir feda kültürünün son temsilcisi…
İnsanların yardımına koşmak, cehaletle savaşmak uğruna koşulsuz kendinden vazgeçecek bir örnek insan…
İçi boşaltılmış “ahlak” kavramının etten, kemikten hali… Demokrasiden taviz vermeyen laiklik hassasiyetinin sesi…
Bir eğitim mücahidi…
“Annesi Hıristiyan, kendisi misyonerdir” diyenler annesinin Müslümanlığa geçiş belgesi karşısında başlarını öne eğmişler midir acaba?
“Kendini acındırmak için hasta taklidi yaptığını” söyleyenler ölümü karşısında günaha girdiklerini fark edip hicap duymuşlar mıdır?
* * *
Tek başına bir toplumun kaderini değiştiren insanlar vardır; Türkan Saylan, onların başında anılacaktır.
Onunla ilk görüşmemiz, 15 yıl önceydi. “Sarı Zeybek”e Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin verdiği ödülü onun elinden almıştım.
Son görüşmemizde “Kardelenler” için bir kampanya filmi planlıyorduk birlikte… Ve o yine, hepimizi hayranlığa sürükleyen bir enerjiyle, Anadolu’daki kızların durumunu anlatıyordu.
“Anadolu’yu küçücük katkılarla değiştirmek mümkün” diyordu.
“Bir kızın özgürlüğünün bedeli 200 YTL” idi.
Bulabildiği her kuruş, onun için kurtarılmış kızlar demekti.
* * *
Hasta halinde evinin basılması ve derneğinin yöneticilerinin, arşivinin götürülmesi, Ergenekon’un dönüm noktası oldu; soruşturmanın zihni arkaplanını ortaya koydu.
“Çağdaş Yaşam”, cami duvarıydı soruşturmanın…
Saylan’a dokunulmasını kimse onaylamadı; birkaç vicdansız hariç… Onlar da bir süre insafsızlıklarıyla hatırlanacak, sonra unutulup gideceklerdir.
Radyoaktiviteyi keşfeden, iki Nobelli Marie Curie, 1911’de Fransız Bilimler Akademisi’ne üyelik için davet edildiğinde bir gazete “O Fransız değil, Yahudi’dir” diye yazmıştı. Yayın etkili olmuş, Madam Curie Akademi’ye alınmamıştı.
Ne oldu?
Fransız Bilimler Akademisi’ne ilk kadın üye, ancak 68 yıl sonra, 1979’da seçilebildi.
Yalan kampanya yürüten gazete, halen tarihin çöplüğünde serili…
“Madam Curie” adı ise tarihi ışıtıyor.
Türkan Saylan için de öyle olacak.
Adı, imdadına yetiştiği kızların yüreğinde ve hayatını adadığı ülkenin vicdanında yaşayacak.
Ruhu ise, ancak cehalete karşı açtığı savaş sonuçlandığında huzura kavuşacak.
CAN DÜNDAR-19.05.2009
19 Mayıs 2009 Salı
gündeste sf. 66
çirkin gözlüklü kadın
bir güzel keman çalıyor kambur
çirkin kadın bir güzel şarkı söylüyor
çirkin kadın çok güzel
kordon'da yürüyoruz bir ağustos gecesini
izmir'in denizi yeşilırmak
gözümün yeşilinde anlamsızlık
anlamsızca atmışım kolumu o kadının omzuna
o kadın bana diyor ki izmir'de sevgilim var
ben o zaman anlıyorum o kadının
artık benim sevgilim olmadığını
efendice kalkıyor pamuk kol meşin bronz omuzdan
pamuk el kızgın cebe giriyor hüzün ile
kimi duyguları tüttürüyorum püfür cigara biçiminde
dersaletleri perdoneli dinlenme yeri
cunda adası
oturdum zeytin ağacının yamru yumru köklerine
izmir'den geliyorum cigarasını yaktım
karşımda yağmurdan dayak yemiş bir durgun deniz
ağustos onsekiz
bitirdim o kadınla beynimin çok yorucu ilişkisini
önümde açık deniz pupa yelken yüreğimiz
delik deşik zeytin ağaçları
denize bakıyorum zeytin ağaçlarının orasından b urasından
erdi yunan sonbahar patlamış incirlerin üstüne
cunda adasında bir ikindi
gönlümün ispenç horozu silkindi
içerim bu rakıları yitirdiğim zincirlerim üstüne
kafamın içinde macera şeyler
göğsümde hafif meşrep geziniyor denizin zerdüşt yeli.
Ferhan Şensoy
18 Mayıs 2009 Pazartesi
astral astral bluelanmalar

chris isaak dinledim, aklıma o geldi.
aklıma o geldi, chris isaak dinledim.
hatta o şimdi evli-barklı,
sezen'in şarkısı gereği de mutluluk tabi ki de onun hakkı.
zamanımızın sigorta primlerini ödemeye yetmediği sigortalı sevgilerde iptal ettiler sevgilerini, aşktan emekli olalı beri.
forever bluelarımızda dibe dalışa geçtik,
yosunlar arasında gümüş balıkları kalmış mı diye?
yüzüyoruz blue blue,
yanağımızda bir hüzün damlası,
biraz keşkeler, biraz da mide ağrıları.
2006'ya gittik baylar-bayanlar,
ne kadar umrunuzdadır 2006,
ancak umruma geldi benim birden 2006.
gelecek konusunda umutsuzluklarımızla mimlenmişsek de,
umutsuz bir gidişin dönüşünü
hatta dönüş ihtimalini de beklemişliğimiz de vardır.
aylardan ağustos
bir romanya gecesine özenmişliğimiz olduğu gibi.
gün boyu life will go on u döndürdüğümüz gibi.

görsel:http://farm4.static.flickr.com/3023/2998125327_0db072eb1a.jpg?v=0
acayip mi ki????
ilk yayımladığımda youtube'dan koymuştum, ama Peri'nin o güzel hatrı için tekrar yüklediiim :)
kaynak:http://www.youtube.com/watch?v=xfEAeYbQ3sU
10 Mayıs 2009 Pazar
Filmlerden Kareler
Filmlerden Kareler artık buradan seyrini sürdürecektir.
8 Mayıs 2009 Cuma
ay lav yu tofıl

dün gittim kendime normal şartlarda kullanmayacağım hayvani, mikrofonlu kulaklık aldım. longman toefl ibt kitabının bir de cd sinden alıştırmaları yapıyorum. cd alıştırmaları bir de konuştuğumuzu kaydediyor, dinleyebiliyoruz ne kadar rezil bir konuşma yaptığımı.zı daha sonra da örnek bir konuşma dinletiyor sevabına. bu örnek konuşmayı dinleyince de "hııı demek bunlara dikkat etmek gerekiyormuş" düşüncesi yerine "oha, 45 saniyede takır takır adam ingilizce konuşuyor hem fluent hem de comprehensive, vay canınasını" serzenişleri yükseliyor.ki dozer arkadaşım, "sınav esnasında konuşmaları kaydetme olanağımız olsa amma matrak olurdu" diye dahiyane bir fikir atmıştı ortaya, acaba göndersem mi ona benim kayıtları?
toefl.org denilen toefl kaydının yapıldığı sitede de bir örnek toefl testi ve yine konuşma bölümünde de örnek konuşma var, konuşma başlamadan önce bu konuşma için orta seviyede deniyor. ben o orta seviyenin biraz daha agu,the kem more küm, it is a book, i think li kısmına tekabül ediyorum.
tüm bunlar yanında o eşşek kadar kulaklığı takıp konuşmaya başladığımda da annem ya da teyzem benim odanın yakınlarındaysa gülme krizine girip, deli muamelesi görmem ise ayrı bir durum.
neyse speakingmatik durumlarla kafanızı daha fazla bulandırmayayım, herkese fluent günler efenim :)

fotoğraf:http://sinanh.deviantart.com/art/Hard-Working-96218165
7 Mayıs 2009 Perşembe
Pazartesi/Ertesi....
kanlı 1 mayısımız,kanlı licemiz,kanlı 2 temmuzumuzunve bir çok kanlı sayfamız arasına bir de kanlı 4 mayıs ekledik. geçmişe ve bugünümüze baktıkça milli bayramlarımız, dini bayramlarımız, futbol maçlarımız olmasa hatırlayacağımız, ülkemize dair pek iyi satırlar geçmiyor tarihe.
tarih, geçmişin bizatihi kendisi değil, geçmişin insan hafızasının dolanbaçlı yollarından geçerek gelen yazılı anlatımlarının tümü (*) ise...
bu pazartesiden sonra kalanların özellikle de çocukların hafızalarında pek dolambaçlı yollara sapmayacaklar, birebir savaş benzeri o şeyin canlı tanığı oldukları için. hem de hiç istemeden. şans eseri kurtulan çocuklar ne kadar şanslı hissedebiliyorlardır ki kendilerini, parçalarının yattığı bir alan karşısında.
kelimeler boğazımda düğümleniyor.... yazacak, diyecek bir şey bulamıyorum.
(*) Hakan Erdem, Tarih-Lenk
fotoğraf:bugünkü Radikal Gazetesi
6 Mayıs 2009 Çarşamba
mayıs nâmesi

hava puslu
yürek paslı
usum ile doğruları
buluyorum usul usul
yüreğimi dinlemeyip
doğrulara eriyorum uslu uslu
otel odama hoşgeldin mayıs ayı
bugün ayın üçü
çok önemli kararlar alıyorum sabaha karşı
Ferhan Şensoy,Gündeste, sf 290
fotoğraf:http://angelreich.deviantart.com/art/Conversations-113888880
5 Mayıs 2009 Salı
vize
"mutsuzluk gülümseyerek"

adıyla süslenmiştir;
banliyo treninde rastladığımız
sınav saatini kaçırmış liseli kız,
hep kazanırsın ey çözümsüzlük!
çıkmıştık evden, seni yolculamaya doğru. aramızdaki mesafelere kollarımız uzanıyor, boşlukta da sallanmakla yetiniyordu sadece. birbirimizin mutlu anlarına veda edip, bir sessizliğe sessiz yürüyorduk. dudaklarımda titredi ilk önce sıkıntı, sözsüzlük, eskimiş zamanların tüm esrikliği. burnumun direğini sızlattı hiçbir şey yapamıyor, söyleyemiyor olmanın ezikliği, oradan alnıma esti bir ağrı şeklinde, sıkıntı, belirsizlik. sen ellerin cebinde sadece yürüyordun yolda. ardımızda konuşan, konuşmayan, yürüyen insanı, insanları bırakarak. bakıyordum yandan, gözlerinin yan çizgisine; çoktan doğru bir istikâmete kavuşmuşlar gidiyorlardı. karşıdan karşıya geçerken dalgın atmışım adımımı yola; kolumu tuttun "dikkat et" diye ve bir zaferle; benim senin yanındayken bu dünyadan sürekli kopuşum, bu dünyaya dalgınlaşan, sana uyanan beynimle dalga geçerek. sessizce yürüyor olmamıza, senin gidiyor olmana kızgın olan ve kafasında "bir daha...."lı cümleler gezinen bense, sen de benim gibi düşün sadece bir anlığına diye sadece "ölürüm inşallah" diyordum. geçtik karşı karşıya, ölemedim ben; sustun yine sen.
anımsarsın günlerce konuşup durmuştuk
o ipekböceği sesli kadını;
birinin grönland'ı olmaya hazırlanıyordu
bu sessizliği bozmak adına sevdiğin birşeyden muhabbet açmaya çalışmıştım. ben hakkında konuşmuyorduk, ben sana; sana hep cevaplaması zor gelen, cevaplarını benden sakındığın sorular sormuyordum nasılsa. gülümseyip anlattın benim başka bir şizofren maskemi taktığım suratıma. kelimeler bana değil tamamen şizofren maskeme geliyordu, konuşan ağız benim değildi. anlıyordun da, anlamıyormuş gibi yapıp devam ediyordunuz muhabbete. vakit geliyordu. kocaman bir onbeş dakikanın sessizliğini doldurmamız gerekiyordu o anda.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
peron numaralarının yazılı olduğu camlara arkamızı yaslamış; öyle duruyorduk. sigara çıkardın bir tane, terminal çaycılarından çay söyledin ikimize. arkamızdaki cam, aramızdaki cam. elimi uzatıp koydum cama, sen de görür koyarsın da erir belki diye, ama sadece elimin sıcaklığından buğulandı cam, sen bulanıklaştın. görüntün bir silüetleşmeye koyuldu benim bilindik coğrafyamda. her şey çok seremonikti aslında. otobüs kalakcaktı üç dakika sonra, biz sarılacaktık, senin bana son sarılışından ben anlamlar üretip, cümlelerime ekleyecektim. silüetinin kolları kucakladı beni, ben de silüeti. gidiyordun işte, bir yandan doluyordum, bir yanda da bir musluk boşaltıyordu seni sanki benden. seninle olan bu savaşta ne ben ölebildim, ne de sen kalabildin. otobüs karıştı senin bulanıklığına.ben de en konuşulamaz yerine vardım hüznün. kelimeler şimdi bu yüzden "söyleyecek bir şeyim yok ki" olarak özne, nesne ve yüklemleşmekte.

→ mor, italik yazılan kısımlar Cemal Süreya'nın "Güz Bitiği" kitabındaki "mutsuzluk gülümseyerek" adlı şiirinden.
→fotoğraf Tamer Günal'a aittir.
4 Mayıs 2009 Pazartesi
x/y≠z

"ateş yanmakta olan odunlarla değil,
yeni yanmağa başlayan odunlarla yanar.
hep yakacak yeni odunlar bulan ateş, yükseliş içindedir;
yalnızca eski —yanan— odunları olan ateş,
inişe geçer."
(Oruç Aruoba, Yakın, sf 18)
kırgınlıkları toplayıp, kırılmalara bölünce sonuç hiç tam çıkmıyor. tam bölünmüyor yani kırgınlıkların toplamı kırılmalara, "soru" kalanını veriyor. soruları, soru işaretlerine bölünce bölüm cevap çıkıyor ve fakat bu sefer kalan yine soru oluyor.
rüzgâr öyle uğuldayarak esiyor ki, kalbimdeki parçaları kaldırdı yerinden. bir bütün göremiyorum şu an meselâ. her şey bölünmüş. tam bölünmemiş.
paylaşmak:Aralarında bölüşmek, pay etmek, üleşmek olarak geçiyor büyük tdkmızın sözlüğünde.
paylaşmak herhangi bir kalana sebep olmuyor yani. en azından kafa yorucu bir kalana neden olmuyor. kalan da "aralarında bölüşüldüğünden, pay edildiğinden, üleşildiğinden"
paylaşmamaksa bir bütün olarak kalıyor işte, ne kadar bölüşürsen, üleşirsen üleş, kalmıyor, bölüm olmuyor. bölünense bölünmeyen olarak baki.

görseli, paintte ben çizdim.
mayıs esintileri
1 Mayıs 2009 Cuma
sahip olmak ya da olmak?
"Ama dünyamız bir engellenmeler dünyasıdır. Küçük bebeten çocuğa, gençten orta yaşlılara dek hemen herkesin bilgiye ve gerçeğe ulaşmak, bazı şeylere yakınlık duymak yolundaki istekleri ve bunu dile getirmeleri kısıtlanmaktadır. Yetişkin insanlar, kendi içlerinden gelen gerçek isteklerini ve arzularını terketmeye zorlanıp, toplumda kabul gören düşünce ve duygulara uygun davranış kalıplarına sokulmak istenirler. Toplumun ve onun psiko-soyal bir temsilcisi olan ailenin aşmak zorunda olduğu soru şudur:"Bir insanın isteklerini ona farkettirmeden nasıl kırar ve istediğimiz yönde değiştirebiliriz?" Bu güç sorun, karmaşık bir ideolaji sistemi içinde yer alan armağanlar ve cezalar düzeni aracılığıyla oldukça başarılı bir biçimde çözümlenebilmektedir. Öylesine ki, bir çok insan kendi istekleri doğrultusunda davrandığını sanırken, aslında bu isteklerin çoktan saptırılıp, yönlendirilmiş olduğunun farkına bile varmamaktadır."diyor Erich Fromm Sahip Olmak Ya Da Olmak kitabının 112. sayfasında.



