Pages

17 Haziran 2009 Çarşamba

Bir Eros kahvesi...

"Starbucks'ın kahvelerinin piyasaya sürüldüğü, kahve kültürünün belki de yeniden oluşturulduğu bugünlerde biz hâlâ biliyoruz ki kahvenin köpüklüsü ve telvesi bol olanı makbuldür. Ateşin harlı olanında değil hani kısık ateşte, uzun zamanda yavaş yavaş pişirileni. Hani kişiye özel ve tek pişirimlik özel bir cezvede, sabır ve tutku ile yapılmış bir kahve. Bir Türk kahvesi. Telvesinden hayallerimizi okuduğumuz, hayatımızı şekillendirdiğimiz köpüklü bir slow coffee... Tıpkı bir aşk gibi. Sabır ve tutkusu köpüğü, telvesi anılarından ve hayallerinden oluşan uzun sürede pişirilmiş bir aşk gibi. Gerçek ve keyifli.
Çarçabuk ve tutkusuz aşklar, köpüksüz ve telvesiz çabucak içiliveren "instant coffee" dediğimiz "neskafe" gibidir, hiçbir iz bırakmayan. Ama ne yazık ki artık köpükleri alınmış, alelacele suya karıştırılmış ve çabucak içiliverilen aşklar moda. Aynen neskafeler gibi bu zamansız günlerimizde. Geçmişi ve geleceği olmayan "instant" aşklar...
21. yüzyılın globalleşen modern dünyası tepesinden tutulup döndürülen bir topaç gibi gittikçe hızla dönüyor. Sanki hiç duramayacak gibi döndükçe daha da hızlanarak dönüyor. Daha da hızlanarak, sonsuza kadar dönecek. Çok doğaldır ki, biz de hızlanıyoruz tökezlemeden, düşmeden ayakta durmak için. O kadar hızlanıyoruz ki, bazen istemeden bazen bilerek zamanın önüne geçiyoruz, zamandan bile daha hızlı geçiyoruz.
İşte zamansızlık... Zamanın içinde akıp giderken ve her an biraz daha hızlanırken yanından geçtiğimiz çoğu şeyi görmüyoruz, göremiyoruz. Yaşadıklarımız hızlı ve kısa anlar, gördüklerimiz kaleydoskop misali kesik kesik ve birbirleri ile ilintisiz. Aynen fast food yemelerimiz veya instant içmelerimiz gibi. Hızlı yaşıyoruz ama eksik.
Asırlar boyunca yeme içme kültürü ile yaşam ve hatta davranış modellerimiz birbirlerine benzeşti. Yediklerimiz, içtiklerimiz, dinlediğimiz müzik ve giydiklerimiz, iletişim türümüz ve aşklarımız, hep birbirleri ile uyumludur. Gramofondaki en romantik tango ile dans ederken ve günlerce yerine ulaşamayan mektuplarla haberleşirken aşklarınızı hemencecik, çarçabuk bitiremezsiniz veya SMS'ler ile saniyede bilmem kaç kelime ile haberleşirken veya sevgilinizle ışınlanırcasına birlikte oluverirken uzun sevdalara hazırlanamazsınız.
Dijital fotoğraf makinelerinden silinir gibi siliniverir ilişkileriniz, tek bir tuşla, hızlıca...
Nâzım Hikmet 1930'lu yıllarda sevgilisine yazdığı şiirde "en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı" derken ne kadar haklıydı.
Fast food-fast love. Popüler kültürün her şeyi hızla tüketen toplumu aynı hızla aşklarını da tüketiyor. Aslında tükenen bizleriz.
Artık insanlar pişirilmesi kolay ve çabuk hazır yemeklere rağbet ettiklerinden, unutulan gerçek tatların hatırlanması ve geleceğe aktarılması için defalarca denenmiş çeşit çeşit slow-food yemek kitabı reklamları var. Aynı şekilde benzer reklam kampanyaları olmalı: "Daha mutlu bir yaşam için. Lütfen yavaşlamaya çalışın".
Slow food-slow coffee-slow love.
Eros'un köpüklü bir Türk kahvesine ne dersiniz? Sadece sizin için ve özenle pişirilmiş......
Sevgililer günü tüm sevenler için..... "


kaynak:http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=6726

2 yorum:

Kaldırım çocukları dedi ki...

çok güzeldi. her şeyi ağır ağır sindire sindire yaşamak gerek. ama insanlar artık bunun gereksiz ve işe yaramaz olduğunu düşünüyor. gittikçe daha da yozlaşıyoruz aslında yazık...

coffeé dedi ki...

@Kaldırım çocukları,
ben de ilk okluduğumda çok sevmiştim.. gitgide hızlanırken bir o kadar da tüketiyoruz maalesef....