Pages

22 Nisan 2008 Salı


Şimdi kılıksızım, fakat
borçlarımı ödedikten sonra
ihtimal bir kat da yeni esvabım olacak
ve ihtimal sen
yine beni sevmeyeceksin.
bununla beraber pazar akşamları
sizin mahalleden geçerken,
süslenmiş olarak,
zannediyor musun ki ben de sana
şimdiki kadar kıymet vereceğim ?

ORHAN VELİ

19 Nisan 2008 Cumartesi

--kendime avuntu--



fotoğraf http://www.lavinya.net/galeri/img1859.htm'den alınmıştır.



Yüzünü Dökme Küçük Kız
Bırak Üzülmeyi
Yalnız Senmisin Bir Düşün
Unutan Sevilmeyi

Her Siyahın Bir Beyazı
Gecelerin Gündüzüde Vardır

Yüzünü Dökme Küçük Kız
Kızma Onlara
Yalnız Senmisin Bir Düşün
Zincir Oranda Buranda
Her Tutsağın Bir Kaçışı
Uykunun Uyanışıda Vardır

Yüzünü Dökme Küçük Kız
Yaşamın Anlamını Bul
Sonra Dinle Kendini
Yolunu Bil

Her Siyahın Bir Beyazı
Gecelerin Gündüzüde Vardır

---------------------------------------

Hep Küçük Şeyler Bizi Usandıran
Küçük Şeyler Bizi Utandıran
Hep Küçük Şeyler Küçük Şeyler Bizi Yarıştıran
Küçük Şeyler Bizi Uzlaştıran
Küçük Şeyler Hepsi de Küçücük Şeyler
Bizi Yönlendiren, Sevindiren, Düşündüren

Hep Kısa Anlar, Mutluluklar
Hayal Görür Uzun Zamanlar
Hep Kısa Anlar Karar Verdiğimiz
Sonra Günler Boyu Neden Diye Düşündüğümüz
Kısa Anlar Hepside Kısacık Anlar
Bizi Yönlendiren, Sevindiren, Düşündüren

Hep Büyük Düşler, Büyük Düşler Peşinde Koştuğumuz
Sonra Nerdeyiz Diye İçinde Kayvbolduğumuz
Hep Büyük Düşler Elimle Tutamadığım
Hiç Görmediğim, Yaşamadığım
Büyük Düşler Hepsi de Küçücük Şeyler
Bizi Yönlendiren, Sevindiren, Düşündüren

Hep Küçük Şeyler Bizi Savaştıran
Küçük Şeyler Bizi Barıştıran
Hep Küçük Şeyler Seni Sevdiğim
Küçük Şeyler Seni Üzdüğüm
Küçük Şeyler Hepsi Minicik Şeyler
Bizi Yönlendiren, Sevindiren, Düşündüren
Posted by Picasa

falan filan...



şu sıralar çok değişken ve dengesiz bir halim var.. saatim saatimi tutmuyor.. denize bakıyorum, civcivlerle oynuyorum, geyiklerim var mesela ama... ama işte...

çaresi yok geçmesini beklemekten başka...



Ne yürüdük sokaklarda yan yana
Ne dolastik avare
Ayni yerde uyumadik uyanmadik
Hiç bir gün hiç bir kere
Olmadi olamadi

Hayat güzelmis
Çiçek açarmis
Dünya dönermis
Kuslar uçarmis
Falan Filan

Ne günese uzandik yan yana
Ne yagmurda islandik
Bir vapura atlayip
Bir sabah hiç gittik mi bir yere
Olmadi olamadi

Hayat güzelmis
Günes dogarmis
Gemiler geçermis
Yagmur yagarmis
Utanmadan

15 Nisan 2008 Salı

carpe diem!



15 nisan 2008. günlerden de salı. sağımda deniz, karşımda bulutlar, tepemde güneş ve martılar, kulağımda Bach: BWV 1062,allegro, burnumda baharla anlaşmış deniz kokusu, tüm bedenimde ise coşkulu bir dinginlik var. bana uyan bir şekilde gayet çelişkili yani :) soruyorum kendime:

-ey kendim, mutlu muyum?
-mutluyum valla



baharı bandırma'da yaşamak çok güzel. hafif bir esintiyle, karışıyor deniz... çarşaf gibi değil de ufak ufak dans ediyor ahengli. baharı izlemeye 10 gün sonra Ankara'da devam edecek olmam da umrumda değil. hani "carpe diem" demiş ya şair. tüm mavileri içselleştirmeye çalışıyorum.



Pekineller harika. bu suiti çok güzel çalıyorlar. sanki Bach yanlarındaymış gibi. Bach kardeş baharda mı yapıyormuş ki bestelerini? ne hissediyormuş mesela?

denizi öyle kucaklamak istiyorum ki...

Ankara'dayken, denizi özlediğim zamanlarda Yahya Hocam'ın "Denize Açıl"'ını okur okur heyecanlanırdım çok.

böyle... içim içime sığmıyor............. bahar, bandırma çok güzel. babam "allah kimsenin canın baharda almasın" derdi.. çok haklıymış...

Denize Açıl

üç beş güzel söze kapılma
denize açıl
açıklarda yüz
vur kulaçlarını suya
döv köpükleri
topuklarınla uzat kendini ileri
bırak denizin tuzu
yaksın gözünü
su seni sarsın
sen baharsın
gemiyle yarışan martı
ve yunus gibi
al başını git
karardıkça derindeki sular

bırak uzakta kalan karayı
tat esrikliğini suyun
dön yönünü uçsuz bucaksız ufka
bırak kıyıda ağaçlar küçülsün küçülsün
martılar kanatlarıyla yol göstersin
ses kalmasın sudan başka
sen denizsin
bırak sevişsin
küçük bedenin
sen ve martılar
ve bir de kocaman salkım saçaklarıyla
deniz analarından başka
kimse yok insansızlığında doğanın
bak yalnızsın
kendini suya bırak
korkuyla şehveti
damağında tat
al ağzında ez
denizin tuzlu suyunu
tut bu anı
kaçmasın

küçük yüreğin korksa da boğulmaktan
yok olmayı göze alman gerekse de
erek yiğitlik olmalı
tek başına yaşanan

bırak kulaçların kanatların olsun
korkusuz martılar gibi
ufukta kaybolan
vur topuğunu
köpürt suyu
al başını git
güven denize

bırak karayı
bak portakal soyar gibi
dağları söküp çöpe atmışlar
kayaları ağaçsız bırakmışlar
ne güzelim korular kalmış
yaros zafanosta
ne de köyleri süsleyen
o güzelim eski rum evleri
kara
kaba kalabalıktan yorgun


korkma durmaz
ritmi bozuk yüreğin
vur kulaçları
parmaklarını aç
ger kolunu
ufka uzan
ufku tut
dokun batan güneşe
bırak ellerin yansın
sen güneşi yut

Yahya Tezel
Posted by Picasa

13 Nisan 2008 Pazar

Sabaha Kadar



Dünya o kadar büyük ki;
Bir noktayım ortasında, ne yapsam.
Bazan da o kadar küçülüyor ki dünya,
Devrilecek sanıyorum, kımıldarsam.

Hayat o kadar uzun ki,
Öyle bitmez geliyor ki bir an..
Bir de bakıyorum, o kadar kısalıyor ki;
Ne çıkar, diyorum, bir hayattan

Saadet o kadar lazım ki yaşayana;
Billahi can verir uğrunda insan.
Hem o kadar boş ki mesud olmak,
Gün yüzü görmeden ölenlerin arkasından.

Ben o kadar önemli kişiyim ki,
O kadar iyiyim ki aklım ve düşüncelerimle.
O kadar fenayım ki ben
Delice niyetlerimle.

Gece; ne kadar karanlık ve sessizsin..
Öyle kaplayorsun ki evleri, denizleri.
H em o kadar aydınlık ve seslisin ki;
Çılgınca coşturuyorsun bizleri.

Sabah; bir yeni dünya gibi geliyorsun;
Öylesine süslü, öylesine saadesin ki..
Sen o kadar güzelsin ki sabah,
O kadar güzelsin ki.


Özdemir ASAF

idrak

Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini
Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli
Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki
Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi...
Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki
Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri


CEMAL SÜREYA

10 Nisan 2008 Perşembe

yalnız o kadar değil Alvah. Bir tek sen değilsin. Gerçekten istediğim bir işi, bir projeyi, bir ideali ya da bir insanı bulursam, bütün dünyaya bağımlı durumlu hale gelirim. Her şeyin diğer şeylerle bir bağlantısı var. Birbirimize öyle sıkı bağlıyız ki! Bir ağın içindeyiz hepimiz. O ağ bekliyor. Ve hepimiz onun içine bir tek arzu nedeniyle itiliyoruz. Sen bir şey istiyorsun, o şey senin için değerli oluyor. Onu senin elinden kapmak için bekleyenler kim, biliyor musun? Bilemezsin. Belki çok karışık, çok uzaklarda olabilir, ama birileri onu kapmak için hazır bekliyor. Ve sen de onların hepsinden korkuyorsun. Büzülüyorsun, sürünüyorsun, yalvarıyorsun ve kabulleniyorsun…. Tek ki almasın, sen de bırakmasınlar. Bir de kimleri kabul ettiğine bak.”

(Hayatın Kaynağı, Ayn Rand, sf 176)

8 Nisan 2008 Salı

Böyle zamanlarda, onun şiirleri ....


nereye dönsem baksam
dünya kırık aynalarla dolu
bedenler erise de ötekinin içinde
ne sen beni görüyorsun ne de ben seni

YST...

7 Nisan 2008 Pazartesi

7 Nisan hem de Pazartesi



yağmur damlaları parmak uçlarımla dans ederken, pencereden kafamı uzatım denize baktım bugün. deniz... maviler... yine birşey var bu havalarda...

"Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
Her zaman güzel mi bu kadar,
Bu eşya, bu pencere?
Değil,
Vallahi değil;
Bir iş var bu işin içinde"

demiş ya Orhan Veli...

6 Nisan 2008 Pazar

benin üç noktalı hali



kendime sıkışmıştım bugün... bugün mü, daha fazla zamandır aslında... büyümek zor bir süreç, sancılı bir süreç. bir yanım sorumluluk almaktan kaçarken, bir yanım da umursamazlığımdan sıkıldı... soluk yağmur çiselerken limanda alındı. deniz kokusu ve dalgalar. gri bir çerçevede... biraz daha genç olsaydım, ağlayabilirdim birden karşıma çıkan gökkuşağı ardında... uzakta yeldeğirmenlerinin arkasında....

büyümek zor bir süreç, sancılı bir süreç... hele hüzünleriniz vazgeçilmezinizse...

Yalnızca, yalnızlar için
güzel şeydir HÜZÜN.
Acıların teneffüs arası
bir nefes, hayat koşusunda.
Güzel şeydir hüzün.
Sevdiklerini neden sevdiğini,
Sevmediklerini neden anlaman gerektiğini...
Hasretinde, ölümünde, gidişinde, dönüşünde
ne denli insancıl olduğunu öğretir.
Bir çocuk gözüyle kendime sarılıyorum bazen.
Aynada yüzümü seyrederken
cizgilerinde dolaşıyor parmaklarım.
Saygı duyuyorum onlara.
Tam dudağımın kıyısında her giden bir iz bırakmış.
Şair olsaydım "kurumuş gözyaşı yatağı" derdim

ERHAN GÜLERYÜZ

5 Nisan 2008 Cumartesi

benden öte benden ziyade





Bu akşam yine garip bir hüzün çöktü üstüme
Hücrem soğuk bir tek sen varsın düslerimde
Demir kapı yine kapandı ağır aırr üzerime
Kelepçeler yine vuruldu kilit kilit yüreğime
Derin derin soluyorum seni gecelerce
Duvarlara kazıdım ismini her köşeye
Dudaklarin şeker gibiydi
Baldan öte baldan ziyade
Pembe pembe yanakların
Gülden öte gülden ziyade
Sabret gönül sabret
Sakın isyan etme
Bir gün elbet bitecek bu çile
İsyan etme
Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze
Orda öyle bir isim var ki
Kuldan öte kuldan ziyade
Onu düşün ona sığın
O senden öte benden ziyade
Bir sabah elbet güneş de doğacak penceremde
Ama bil ki ateşin hala yanacak yüreğimde
Gözyaşlarım akıp gidecek
Selden öte selden ziyade
Bir canım var vereceğim
Baldan öte baldan ziyade
Sabret gönül sabret
Sakın isyan etme
Bir gün elbet bitecek bu çile
İsyan etme
Dört kitaptan baslayalım istersen gel söze
Orda öyle bir isim var ki
Kuldan öte kuldan ziyade
Onu düşün ona sığın
O senden öte benden ziyade
Bir ben var ki benim içimde
Benden öte benden ziyade
Bir sen var ki senin içinde
Senden öte senden ziyade
Bir ben var ki benim içimde
Benden öte benden ziyade
Bir sen var ki senin içinde
Senden öte senden ziyade

yine bir gül nihal



Dede Efendi ile tanışmam bu şarkı ve Barış Manço'unu MegaManço albümünde bu şarkıyı yorumlamasıyla olmuştur.

bulutlar tam zamanı der gibi bugün..

"leylak kokusunu içine çekip, baharı kucaklayanlara gelsin bu şarkı"

yine bir gülnihal aldı bu gönlümü
sim ten, gonca fem, bibedel ol güzel
ateşin ruhleri yaktı bu gönlümü
pür eda, pür cefa, pek küçük, pek güzel

görmedim kimsede böyle bir dilrüba
böyle kaş, böyle göz, böyle el, böyle yüz
aşıkın bağrını üzmeye göz süzer
el aman, pek yaman, her zaman, ol güzel


gülnihal: gül fidanı
sim :Osmanlıca'da gümüş
gonca fem: gonca gibi küçük ağzı olan
bibedel: benzersiz, eşsiz
ateşin: parlak, yakıcı
ruh: Osmanlıca'da yanak
dilrüba :gönül kapan, güzel

bilmediğim kelimelrin anlamlarını Ekşisözlük'ten aldım...

4 Nisan 2008 Cuma

bir karnın iki ürünü, birbirlerine ait kucaklamayla, gülüşle başlamışlardı güne... kırgınlıklar, suçluluk duyguları bir yere asılmıştı. ta ki biri gerçeğe tam çarpıp, sinirden ilk kez midesine kraplar girinceye kadar... sarı yorgun yüzü, kısık "neden" diyen ela gözleri ile... sakin sakin anlatmaya çalıştı sesi titrerken... bense babamı hatırladım ve gidişinin sebebini... o ürünlerden biri çok yakınsadı bugün, çok anladı o adamı ve emindi hiç bu kadar anlamamıştı daha önceden...

neşelendirmeye çalıştık... neşelenmiş gibi yaptı... ikimiz de aynı cümleyi kurarak üfledik kaşıktaki ilk çorbayı:

"bu çorbayı ne zaman içsem aklıma........."

1 Nisan 2008 Salı

bağlanmayacasın...





Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...

CAN YÜCEL

sayıklamalar


  • canı sıkkındır belki
  • şimdi çok mektup vardı
  • yok yok rahatsız oldu
  • çok anlamsız, ben ne yapıyorum ki
  • o beni hiç bilmiyor ki
  • yazar belki
  • yok yok böyle beklememeli
  • kendi içine bakmalı insan
  • e nasıl olacak?
  • mecbur değil ki
  • canı sıkkındır belki.............