Pages

31 Mart 2009 Salı

bahar mıdır bizi bu hale getiren?


aşk, benim istasyonda bir süre kalıp, daha sonra hep benden geçerek başka istasyonlarda konaklayan bir yolcu gibi geliyor bana. bu şarkıyı dinlediğim zamanlar hariç...





Bir yara melhemin buldu günden
Onun yerinde sonra yeşerdi çiçekler
Bir uzak masal ülkesinden
Koklamaya gelecekler

Uykudan uyandığın andır bu
Ne müthiş ve garip bir randevu

Ne gece bilir, ne güneş, ne de gün
Yüreğimdeki harmanı
Ne yarın, ne dün olur, ille bugün
Aşık olmanın, tam zamanı

Ne deniz duyar, ne balık, ne yosun
Yüreğimdeki harmanı
Ne yarın, ne dün olur, ille bugün
Aşık olmanın, tam zamanı

Gizemli bir şarkıyı söyler gözlerin
Birer inci tanesi gibi asil ve derin
En mahrem sırrını verirken
Mavi rüyalar ülkesinden

Uykuya tam daldığın andır bu
Ne müthiş ve tuhaf bir randevu

başlık
: can yücel'in "Gitmek" şiirinden
fotoğraf biciğim'e aittir.

30 Mart 2009 Pazartesi

"evlilik ile ilgili düşünceler"


biciğim az önce çok güzel bir mail atmış, evlilik üzerine düşünceler pek renkli:

> Hiç evlenmedim çünkü gerek yoktu.
> Evimde bir kocanın yerini doldurabilen üç hayvan
> besliyorum:
> Her sabah hırlayan bir köpek,
> Bütün gün küfür eden bir papağan,
> Geceleri geç gelen bir kedi...
> Marie Corelli
>
> Şahsen, yirmi dördüne kadar "doğru" adama
> rastlamadıysa, bir genç kızın
> şanslı olduğunu düşünüyorum...
> Deborah Kerr (Women's Wit and Wisdom )
>
> Evlenmek isterim, çünkü bir erkeğin her gece benimle
> birlikte uyumaya
> kanunen mecbur olması fikri hoşuma gidiyor.

Carrie Snow
>
> Hayır Anneciğim, Bay Doğru ile henüz tanışmadım...
> Fakat, Bay Cimri, Bay Kaba ve Bay Evli ile tanıştım...
>
> Soru: Erkekler eşit bir ilişkiyi nasıl tanımlar?
> Cevap: Siz pişirirsiniz/erkek yer;
> Siz temizlersiniz/erkek kirletir;
> Siz ütülersiniz/erkek buruşturur.
>
> Bütün erkekler sıkıcı, kaba, cimri, sapık ve
> çeşitli türlerde manyaktır;
> demek istemiyorum. Ama ihtimaller öyle gösteriyor
> ki,insaniyet ölçülerine
> uyan birini bulana kadar yukarıdakilerin
> çeşitlemeleriyle çıkmak zorunda
> kalacaksınız....
> Audrey Norris
>
> Bir erkeği tanımlarken birçok kelime kullanabilirsiniz.
> Onun için nazik,
> sevgi dolu, düşünceli diyebilirsiniz. Bu yalan olur ama
> yine de
> söyleyebilirsiniz.
> Anonim
>
> Bütün bir gün boyunca parlak espriler patlatan bir erkek
> kadar hiçbir şey
> beni korkutamaz...
> Mme de Sévigné
>
> Bir erkekle her konuda konuşabilirsiniz. O
> anlamayacaktır, ama yine de
> konuşabilirsiniz.
> Anonim
>
> Erkeklerin en sık yaşadığı hayal kırıklığı, bir
> kadının da bir beyne sahip
> olduğunu fark etmeleridir...
> Margaret Mitchell (Rüzgar Gibi Geçti)
>
> Neden kadınlar ısrarla "gizemli" olarak
> tanımlanır?
> Herhalde organik ve psikolojik yapılarını gizledikleri
> için değil,
> erkeklerin bu yapıları keşfetmek için hiçbir zaman
> çaba göstermedikleri için
> olsa gerek.
> Ruth Herschberger ( Adam's Rib )
>
> KADINLARIN HEPSİ APTAL DEĞİLDİR, BAZILARI BEKARDIR
>
> Kadınların da hataları vardır. Ama, erkeklerin sadece
> iki tane hatası
> vardır:
> Bütün söyledikleri VE bütün yaptıkları.
> Anonim
>
> Çoğu erkek terbiyeli olmayı öğrendiğinde artık
> başka bir biçimde
> davranamayacak kadar yaşlanmış oluyor.
> Anonim
>
> Bir erkek için, kadınların onun evlenme teklifini
> reddetmesi daima
> anlaşılmaz olmuştur.
> Jane Austen
>
> Gerçeği bildikleri için erkekler kadınların dedikodu
> yapmasından hiçbir
> zaman hoslanmamışlardır;
> yani ölçülüp biçilip mukayese edildikleri durumdan.
> Erica Jong
>
> Kadınlar yüzyıllarca, erkek figürünü normal boyutunun
> iki katı gösterecek,
> büyülü ve güzel bir yansıtma gücüne sahip aynalar
> gibi hizmet ettiler.
>
> Virginia Woolf ( Kendine Ait Bir Oda )
>
> Ne zaman akşam yemeğine geç kalsa, onun ya beni
> aldattığını ya da sokakta
> ölü olarak yattığını düşünür, hep ikincisi için
> dua ederim.
> JudithViorst (Women's Wit and Wisdom )
>
> Bütün kadınlar uyanık oldukları zamanın çoğunu bir
> erkeği nasıl mutlu
> edeceğini düşünerek geçirmez. Çünkü, bazıları
> evlidir...
> Emma Lee
>
> O, bir kadının kurtulmak için evlenmek zorunda
> kaldığı türden bir erkekti...
> Mae West
>
> Soru : Erkekleri evlenmek istemedikleri kadınların
> peşinden koşmaya iten
> neden nedir?
> Cevap : Köpeklerin, kullanmaya niyetleri olmadıkları
> arabaları kovalamaya
> iten dürtünün aynısı.
> Soru : Büyük Katerina neden sevgililerini birlikte
> olduktan sonra öldürürdü?
> Cevap : Çünkü ertesi gün sevgilisinin ona telefon
> etmemesinin yarattığı
> boşluğa dayanamazdı....
> Gael Greene
>
> Bir erkeğin evliliği düşündüğünde, korktuğu şey,
> bir kadınla başlamak değil,
> bütün
> diğerlerinden ayrılmaktır.
> Helen Rowland
>
> Kendinize, "Onda ne bulmuştum?" diye
> sorduğunuzda onda bulduğunuz şeyin
> sadece sizin hayal gücünüzün bir ürünü olduğunu
> fark edeceksiniz.
> Allie Walmsley


görsel:http://ladyvampiress.deviantart.com/art/Stereotypes-Marriage-27139596

"günaydın lan yaşamak"



bugün uyandığımda çok iyi geldi bu şarkı, uayanamayan varsa son ses dinlesin :)

başlık: gündeste sf. 11, 3. satır

27 Mart 2009 Cuma

bulutlar bugün çok pofuduk :)



Posted by Picasa

"Tiyatroculara her gün bayram"


civan-ı şahane 2002'deki dünya tiyatro gününde şunları yazmış radikal'de:

Kurban bayramı kadar kanlı olmuyor, tiyatro bayramı. Olaya kurban olan var ve fakat ortada sokaklardan oluk oluk akan kan ve kurban derilerinin hangi İslami terör örgütüne aktarılacağı gibi bir sorun yok.Nasıl ki dünya barış gününde, Barış Manço'ya kutlama faksı çekmek ya da sevgili Barış artık hayatta olmadığı için, o gün mezarını ziyaret etmek gerekmezse, dünya tiyatrolar gününde de, biz tiyatrocuları, faks ve telgraf ve e-çizgi mail ve telefon marifetiyle taciz etmek gerekmez. Dünya çevre gününde, kimsenin Ediz Hun'u kutlaması gerekmiyor. Çevre düzgünse, çevre kutlanabilir! 22 Mart da dünya su günü! Kimi kutlamak gerek o gün? Bir pet şişe bayramı olarak mı değerlendirmeliyiz martın 22'sini? Su tabancalarıyla birbirimizin suratına, su mu sıkmalıyız?Her yıl, martın 27'sini içeren hafta geldiğinde, biz tiyatrocular bunalıma giriyoruz.

Televizyonlardan, gazetelerden, bizi bütün bir yıl boyunca hiç aramayan arkadaşlar, ısrarla arıyorlar:Dünya Tiyatrolar Günü hakkında ne diyeceksiniz?Annenin seni doğuran yeri! diye, yanıtlanması gereken soruyu, öyle yanıtlayamayarak, gak guk ediyorsunuz. Karşı taraf, boş konuşmayı:Dünya Tiyatrolar Günü'nüzü kutlarım! diye noktalıyor. Neyi kutluyor yani? Biz tiyatrocular, tiyatroyla yatıp kalktığımız için, bize her gün Dünya Tiyatrolar Günü!Dünya Kadınlar Günü'nde karınızı dövemeyeceksiniz, ama ertesi sabahtan itibaren, bütün yıl dövebilirsiniz.27 Mart, tiyatroyla ilgisi olmayanlara:Tiyatro diye bir şey var lan! demek isteyen, onlara çağrıda bulunan, onların günü, onların tiyatro bayramıdır, tiyatrocuya her gün bayram!Ve fakat, nasıl ki dünya sigarayı bırakma gününde, sıkı tiryakiler sigarayı bırakamıyorsa, Dünya Tiyatrolar Günü de, tiyatroyla hiç ilgilenmeyen, hayatında hiç tiyatroya gitmemiş kuru kalabalıkta tiyatroya gitme duygusu ve dürtüsü yaratmıyor. Bu bakımdan biz tiyatrocuları pek ırgalayan, heyecanlandıran bir gün değil. Hafta sonuna rastlarsa, çift oyun oynuyoruz, pazartesiye rastlarsa oynamıyoruz, o gün bizim tatil günümüz.

kaynak:http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=628031&Date=26.03.2009&CategoryID=113

görsel:http://www.evrensel.net/fotolar/20061206/maske.gif

26 Mart 2009 Perşembe

"dağlar çiçeklendi, gönül dellendi yine murada ermedi çiğdem aşığı"


2005'in son ayları siz deyin ekim ben siyeyim kasım. tulip'le yeni eve çıkmışız, beraber yaşamaya başlamışız, bunun verdiği etkiye okuldan eve evden okula bir hayat sürdürmekteyken, salondaki ağaçlı bahçeye bakan masamızda; bir akşam sürekli evde oturmanın verdiği sıkıntıyla kızılay'a inelim dedik. kızılay'a inmemizi anlatmamdan önce anlatmam gereken bir nokta da o sıralar bizim adsl bağlantısıyla -hem de sınırsız- yeni tanışmış olmamız, özer'in bilgisayarlarımıza limewire programını yüklemesiyle de yoğun bir şekilde hatta deli gibi müzik indirdiğimiz zamanlar.
çıktık kolej'e, vardık karanfil'e. o sıralar dost kitabevi, karşına dost müzik dükkânı eklentisini yapmış. baya ilgi çekmekte. "hadi girelim bi" diyerek girip, elimizde cd leri toplayıp kuyruk halinde cd seçmedeyiz. o akşam da girdik yine dost müzik'e cdler arasında dolanmaktayız. kasada da iki tip var sadece kendi zevklerine göre müzik çaldıklarından, müzik yelpazesini genişletmenin yolu cd dinleme kuyruğunda beklemekten geçiyor. ayrıldık tulip'le dolaşıyoruz, bakıyoruz. tulip o sıralar bach'ın brandenburg konçertolarına bayılıyor ve klasik müzik reyonunda cd topluyor, bende de o sıralar entrümantal rock sevdası filizlenmiş ben de rock cdleri arasında dolaşıyorum. derken türkçe cdlerin olduğu bölüme geldim. bir cd "İstanbul Blues Kumpanyası-Sair Zamanlar"ismiyle gözümün önünde duruyor, aldım cd yi elime malum nasıl birşey diye kuyruğa girmemiz lazım, baktım kuyruk uzun, "ulan alayım ne olacak" diye bilinçsiz bir müzik dinleyicisi refleksiyle aldım. neyse dost mzüik'ten çıktık, yüksel'deki tütsücümüzün elinden zor kurtularak eve ulaştık. açtım cd'yi.ilk dinlediğimde çok eğlenceli, mavra bir albüm geldi. bir yanda zurna sesi bir yanda gitar sesi, anadolu ve blues elele vermiş halay çekiyor sanki.ertesi günkü dinlemelerimde albümü sever ve sürekli dinler hale geldim. daha sonra da sürekli dinlemiş olmanın verdiği heves kaçmasıyla dinlemeyi bıraktım ve epeydir de dinlemiyordum.

dün akşam sera'nın bloğu sayesinde öğrendiğim amme hizmeti bloğunda albümü görünce çok sevindim. cdlerin arasından bulmaya üşendiğim için albümü indirdim. epey dinlememenin verdiği bir unutkanlık olmuş bu albüme ama dinlediğim zamanlarda favorim olan şarkının rastgele çalma modunda çıkıvermesiyle, yine o günlerde dinlediğim hazzı aldım.

şarkının adı çiğdem pilavı. çiğdem pilavı bahar gelince, baharın gelişini kutlamak için yapılan pilavmış. şarkı da hakikaten bahar kokuyor. tam da "gelsin artık" dediğimiz zamanlar. işte karşınızda çiğdem pilavı ve benim en sevdiğim dizeleri:



dağlar çiçeklendi, gönül dellendi
yine murada ermedi çiğdem aşığı

sevdiğimin gözü yeşil
saç sarıca, çiğdem gibi
yanaklar iki al elma
aklı hep başkalarında

sultanım bana bakmıyor
gözüm görmez başka kimse
olmaz duaya el açtım
ah bu canın günahı ne

istanbul blues kumpanyası ile ilgili daha fazla bilgi amme hizmeti'nden öğrendiğime göre burada mevcutmuş efenim :)

25 Mart 2009 Çarşamba

zaman zaman


günlerdir zamanımla anlaşamıyoruz. gayet bireysel bağımsızlığını ilan etmiş durumda bana karşı. tutuyorum onu 2 saat gibi ortak bir birimle benimle oluyor sonra ne oluyor anlamıyorum, bakıyorum 5 saat ortak birim geçmiş ancak ben anlamıyorum nasıl geçmiş. ben yerimde sabit olduğuma göre mekansal olarak beni terk eden zamanım demek ki. her gün anlaşma yapıyoruz oysa; diyorum ki ona:
-bak hemen geçme, ben boşa geçmeni istemiyorum.
o birşey demiyor. kafasını da sallamıyor. çok bilmiş gözlerle bakıyor.
hani gün boyu hiç bir yere para harcamadığınızı sanırsınız, sonra cüzdanıza bakarsınız çok cüzi bir miktar kalandır ya kalan. ve hesaba koyulursunuz, "şu kadara şunu akdım, bu kadar da bunu aldım.. ee nasıl bu kadar kaldı bu para" diye.

bu durumu bugün tulip'e açtım. o da o bilmediğim zaman evresi dahilinde kendimi kaybettiğimi ileri sürdü. ama ben kendimi de nerede kaybettiğimi bilemiyorum ki....

görsel:http://www.gettyimages.com.tr/Assets/srf/detail/01/72050605.jpg

24 Mart 2009 Salı

Çocuklar...

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

Halil Cibran

21 Mart 2009 Cumartesi

"içimde bir sıkıntıyla başlayan gün gözümde sallanan görüntülerle bitti"*



hiç bir şeyleri yazmadığım, duvarlara ve kalemimi kabullenen her yere hiç bir şeyi yazamayacağıma inandığım şu günlerdeyse geri dönüşüyorum, utanmadan kokuşuyorum, yitmiş özgürlükleri bencil ve cimri yeniden yaşıyorum. bu odanın deniz kıyısı, bu piponun kayık, bir de bu kalemin kürek olduğunu kimseye söylemiyorum. hem ne gerekçesi var, inanmazlar ki!
uzun zamandır doluyorum, bir kaçışta bitecek öyküm, bir kaçağın türküsüyle tutamayacaklar, biliyorum. kutsal özlemle, karanlık ve uçsuz boşlukta dopdoluyum. tutamayacaklar biliyorum.
[Ferhan Şensoy, Okulculuğumuz, Yeni Ufuklar, Mart 1969]

canımı bir sıkıntı aldı taktı koluna; beni ağırlaştırarak yerime daha da çok oturtmakta, bulutların bugün bandırma'ya griliğini salıverişi gibi.

içimde durgun, kıpırdan(a)mayan bir durgunluk. okuduklarım durmuyor kafamda, buharlaşıp karışıyor hayallerimin tozlu ayrıntılarına ki bu yüzden dikkat de çekmiyor.

mart bitmek üzere. daha bir leyleğe rastlamış değilim. nerden aklıma geldiyse şimdi leylekler?

uzun uzun yazılar yazmak istiyorum. yoğun yüklü bulutlar gibi. ama fidanlarımın üzerine kondurulan betonlara çarpıyor kalemimin damlaları, susuyorum; yazıyor-muş gibi yaparak.



*Ferhan Şensoy'un Yeni Ufuklar'da çıkan "Dalgındır Hüsam Kusura Kalmayın" yazısından...

fotoğraf:~ksiyah


19 Mart 2009 Perşembe

adımlar

bir adım attığım yerde
ne vardı ki
gitmemle kayboldu

her adımımda
sonsuz ben'leri koyuyorum
boşluğa
ve yine ben dolmuyorum

geçip gittiğim yerlerden
iç içe
öne
ve arkaya bakan
bir sürü
ben
ler
koymuşumdur
eskileri çocuk
şimdikiler ihtiyar

Asaf Halet Çelebi

16 Mart 2009 Pazartesi

oruç aruoba der ki

122.

kişinin bütün varolma süreci, tek bir an gerektirir:-
öyle bir an ki, onun içinde o tek insan, o kişi olmasının
başka hiçbir varlık ile; ve o insan olmasının başka hiçbir
insan ile ortak olmayan koşullarına ulaşsın--
tam ve eksiksiz, yalnızca o kişi olarak varolsun...

bir an için.

bir an.

an...


(Yürüme, sf 218)

14 Mart 2009 Cumartesi

peri'ye


iki öykü yazıldığında kahramanları birbirinden habersiz yazıp anlatmışlar bu öyküyü. kimi gönderilememiş mektuplara akmış, kimi defter aralarına gizlenen kâğıtlara.

kahramanlardan biri diğerinin yüreğine dokunmuş dün. "ben buradayım" demiş. "farkettin mi?" demiş. diğeri çok şaşırmış. sanki yanındaymış, biliyormuş gibi yüreğinin tıkırtısını, bu kadar gerçek oluşuna ve bu gerçekliğin bu kadar güzel oluşuna.

umut dolu olmamasından dem vurma, şimdilerde herşey; senin dediğin gibi...

çok teşekkür ederim peri ...

fotoğraf:devianart

11 Mart 2009 Çarşamba

hiçbir zaman





sen git çay koy
ben çok şaşırdım
bu ev benim için biraz yeni
sen şuraya otur
ben de buraya
birisi müzik koysun
ya ondan sonrası?
ya da hiçbir zaman
zaten sözcükler kilitli
konuştum, konuştum, konuştum, konuştum...
bir baktım ki daha başlamamıştım
konuştum, konuştum, konuştum, konuştum...
anladım ki hiçbir şey anlatamamıştım
sen bir şeyler ye
ben de bol sigara
bir tek renkler değişsin
sen gözlerime bakıyor gibi
ben kaçırıyor gibi
ya da tam tersi
ya suyun öte yanı
ya da hiçbir zaman
zaten sözcükler kilitli
konuştum, konuştum, konuştum, konuştum...
bir baktım ki daha başlamamıştım
konuştum, konuştum, çok konuştum...
anladım ki hiçbir şey anlatamamıştım
laf arası sessizlikleri
tedirgin ettiğinden beri
küçük gerilimler...
sen kurtarmaya çalış
benim umurumda değil
işler sarpa sarmadan
ya her yer fırtına
ya da hiçbir zaman
zaten sözcükler kilitli
konuştum, konuştum, konuştum, konuştum...
bir baktım ki daha başlamamıştım
konuştum, konuştum, çok konuştum...
anladım ki hiçbir şey anlatamamıştım
konuştum, konuştum, konuştum, konuştum...
bir baktım ki daha başlamamıştım
konuştum, konuştum, çok konuştum...
anladım ki hiçbir şey anlatamamıştım

fotoğraf: http://www.durukayit.com/studyo.htm

10 Mart 2009 Salı

tri a tolia

başlangıcı uzun zamana dayanan ve özellikle de şu sıralar iyice ayyuka çıkan bir müzik sıkıntım var. fellik fellik müzik dinlemeye çalışıyorum. yeni albümlere bakıyorum bir kere dönüyor kulağımda sonra sıkılıyorum. ki ben bıkmadan usanmadan saatlerce müzik dinleyebilirim -dim yani. ama şu sıralar kulağıma pek hoş gelen şeyler bulamıyorum. sorun tamamen benim maymun iştehlı kulağımda. bir de ders çalışırken dinleme müziği, dinlenirken dinleme müziği, yürürken dinleme müziği, dırt müziği derken iyice sapıttım. baktım dönüp dolaşıp aynı şeyeri dinler hale gelmişim. bunun da bir etkisi var tabi.



sufi saja'nın bloğunda dinlenesi albüm başlığında bir albümden bahsediyor:tri a tolia. ismi ilginç geldi bir de dinleyecek farklı şeyler arıyorken bu sıra, denemenin ne zararı olabilir diyerek, evrenselmüzik'e yöneldim. evrensel müzik'te MUYAP üyesi firmalara ait albümler haricinde çok farklı bilinmedik albümlere yer veriliyor. oradan edinildi albüm. ve iyi ki edinildi. türküler kanun, çello, ud eşliğinde. ilk önce garipsiyor insan ancak tınılar çok güzel. şiddetle tavsiye edilir yani :)

tolga çandar'dan dinlemeye bayıldığım "ah bir ataş ver" 'in değişik bir yorumu:



ve ilk kez dinleme şansı bulduğum ve de bayıldığım "gel bana"





kaynak 1:http://sufi-saja.blogspot.com/2009/03/dinlenesi-album-tri-tolia.html
kaynak 2:evrensellmuzik.blogspot.com/2009/03/tri-tolia-zumurrude.html

gözleri


Sanki hiçbir şey uyaramaz
İçimizdeki sessizliği
Ne söz, ne kelime, ne hiçbir şey
Gözleri getirin gözleri.

Başka değil, anlaşıyoruz böylece
Yaprağın daha bir yaprağa değdiği
O kadar yakın, o kadar uysal
Elleri getirin elleri
Diyorum, bir şeye karşı komaktır günümüzde aşk
Birleşip salıverelim iki tek gölgeyi.

Edip Cansever


fotoğraf:http://yazmakicinhepbirnedenvardir.blogspot.com

9 Mart 2009 Pazartesi

sana

...
"bir muamma olmayı korur günlerimiz
gidişin bir yeniden gelmekse güzeldir
kırk yılda bir gelişin sık sık yaşanır sensiz
yirmidördü suskun dönen kırk paralık gecelerimizde
gelişin gökgürlemesidir
alkol hüzün ve parasızlığın kemirdiği günlerimizde
belki bir dilim aydınlık
bir tutam unutulmamak
pleksiglas bir sevinç hü
mengeneye almışlar yirmiiki yaşımı."
(gündeste sf 281)


bu şiir, mengene arasında geçen yirmiikimi hatırlatıyor bana. meşhur ankara gecelerini...az buçuk uyuşuyor kavuklu'nun yazdıkları o zamanlarla.
sen giderdin. yutamadığım bir yumruk otururdu boğazıma. ama sen illa ki giderdin. bize kalan da beklemek olurdu. başka bir şey kalmıyordu. içerdik sevdiğimiz için ve tüm depresifli görüntüler asılırdı suratımıza. kaçamak telefonlar ve bekleyişler bekleyişler üzerine....
uzun zamandır içimdeki ıssızlığını düşünüyorum. yokmuşsun, yaşanmamışsın gibi akıp gitmeni benden. susuyor yürek; kelimelerini tükettiğinden mi yoksa, söyleyeceklerini kaldıramayacak olmamdan mı bilemiyorum.

bu şarkı çok iyi anlatıyordu yirmikim mengene arasındayken, ben ne kadarını anlatabildim sana bilmiyorum, beni ne kadar anladın bunu ise hiç bilmiyorum... bilemeyeceğim gibi...



Sevişirken soğuk,uzak bir mevsim

Aramıza sızdı sevgilim..
İnciniyor,inciniyor bir şeyler
Aramızda sanki sevgilim..

Uzak bir gölge düşmüş üstüme
Yetişemem artık ben sana..

gündeste sayfa 107




şavkın vursun bacadan pencereden
işbirlikçi dolunay gözlerin mahmur
uykusuz mu kaldınız dünki geceden
acaba bu durumlar neden
dinsiz imansız densiz
işbirlikçi dolunay bakışın fersiz
güneşten al dünyaya sat ışığı
gökyüzünde yalnız gezen aracı
hani ya benim elli dirhem güvencem
şavkın vursun eşşoğlu ay
şavkın vursun pencereden bacadan

Ferhan Şensoy, Gündeste

görsel: istanbul kanatlarımın altında filminden..

8 Mart 2009 Pazar

mutluluk??


sabah uyku mahmurluğunu arkada bırakarak güneşin gözün önünde yaptığı şaka ile uyanmak,
bir masa etrafında seni sen olarak sevmiş olanlarla, senin onları onlar olarak sevdiklerinle muhabbete dalmak, çayı yudumlarken, sigaradan keyif nefesi çekmek,
hiç ummadığın zamanlarda, insanlarının "an"larına şahit olmak,
sebepsiz sınırsızca karşılıklı kahkahalarla gülebilmek
bazen...

bazen ;
denize bakıp, maviliği dalgaları görebildiğin için normalde dünyayla anlaşamasan da bir denizin hatrına dünyayla barışmış gibi yapmak,
herkes yattıktan sonra kendince küçücükken, dünyanı alıp kocaman olmak,
yeni alınan kitabın başına tarih atmak,
satırlara binip seyahate çıkmak,
geceyle sadece geceyle, kendinle olmak.

bazen;
mutluluğun nazlı yâr davranışlarına tanık olmak,
ona varabilmek için koşmak koşmak ama tam onun artık gelmeyeceğine inandığın anda aslında tam da yanıbaşında olduğunu görmek...
çok beklenmiş beklentilerin gelmemiş olanlarını artık unuttuğunu görmek,

ve bunlardan da ötesi, yaşamın sarmaladığı yerde, yaşamı sarmalayabilmek belki de...

kimbilir?

sevgili Nily benim mutluluk konusunda epey kafam karışık galiba :)

Nily'den gelen mimi ben de adsoy'a ve beenmaya'ya paslıyorum... onlar nasıl çizecekler bakalım mutluluğun resmini?

kolaj: kızarmış yeşil domatesler'den bscap le yakalanmış karelerin kolajından biridir efenim

7 Mart 2009 Cumartesi

dünyada bir yerde


Kazım Koyuncu'nun bu albümünü dinleme fırsatım olmamıştı. gözlerimizden gönüllerimize intikâlinin ardından çıkan bir albüm: Dünyada Bir Yerdeyim.
geçenlerde muhabbet çiçeğim'in sayfasında çalıyordu, benim de buraya koyacağım şarkı. sesi çok güzel yankılanıyordu yine....

ne uzanan biri kaldı elime
ne de erişilemez yogun yüreğime
bir boşluk ki nasıl insanla dolsun
bilmiyorum var mı daha acısı

yalnızlığı anla, yalnızlığı anla...




yaşam ertelemeli ertelemeli kademelerle anlamsızlaşıyor. ya da şöyle, erteledikçe gittikçe anlamsızlaşıyor.

............................................................

"uzun ve yavaş pasifik dalgalarının kumsala vurmasını seyrediyor ve olmayacağını çok iyi bildiği hiçbirşeyi bekliyor, bekliyoor, bekliyordu. olmamamnın zamanı geldiğinde, usule uygun şekilde olmadı ve akşam üzeri saatleri böylece kendi kendini tüketirken güneş de uzayıp giden ufuk çizgisinin gerisine düştüğünde gün bitmiş oldu"

(Douglas Adams, Elveda Ve Bütün O Balıklar İçin Teşekkürler)

çizim: Piyale MAdra

4 Mart 2009 Çarşamba

eserekli tutaraklı şarkısı

BİZ
GÜNÜ GÜNÜE UYMAZ
NEDİR NE DEĞİLDİR
BELLİ OLMAZ
ESEREKLİ
TUTARAKLI
BİR MİLLETİZ
DEVEKUŞU
YUMURTA KAPIYA GELİNCE
BIÇAK KEMİĞE DAYANINCA
İŞLER SARPA SARINCA
YOKTUR BİZDEN YAVUZU
DEVEKUŞU
DEVEKUŞU

-imparatorluklar kurmuşusz, sonr pisi pisine kaptırmışız.
-bir zaman dünyanın en teşkilatlı milleti imişiz, sonra kırtasiyeciliğin en sunturlusuna dalıp pusulayı şaşırmışız.
-şahlandığımız zaman karşımızda kimse duramamış, gaflete dalınca en pısırık azınlıklar kanımızı sömürmüş.

BİZ
GÜNÜ GÜNÜE UYMAZ
NEDİR NE DEĞİLDİR
BELLİ OLMAZ
ESEREKLİ
TUTARAKLI
BİR MİLLETİZ
DEVEKUŞU
DEVEKUŞU

-öğrenci iken bütün yıl dersleri serer serer de sınav gelip çatınca kitap kurdu kesiliveririz.
-sporla, fikstürle pek ilgimiz yoktur ama, bir galatasaray-fener maçı olmayagörsün, evel allah, sabah karanlığında herkesi ite kaka kuyruklara gireriz.
-yılda iki gün muhafazakârlığımız tutar: kurban ve şeker bayramlarında. hatta o gün bayram namazına bile gittiğimiz olur.

BİZ
GÜNÜ GÜNÜE UYMAZ
NEDİR NE DEĞİLDİR
BELLİ OLMAZ
ESEREKLİ
TUTARAKLI
BİR MİLLETİZ
DEVEKUŞU
DEVEKUŞU

-yılda üç gün de koyu atatürkçüyüzdür hani... 19 mayıs, 29 ekim, bir de 10 kasım'da. o günler atatürk der de bir daha demeyiz. üç gün içinde devrimlerin üzerine titreriz.
-tıpkı onun gibi beş yıl susar oturur, beğenmediğimiz icraata, hürriyet sınırlamalarına koyun gibi boyun eğer, ama seçim vakti haklarını savunan birer aslan kesiliveririz.

KESİLİRİZ DE N'OLUR
O DA GEÇER
SEÇİMLER BİTER
BİZ
YENİDEN DALARIZ
BEŞ YIL SÜRECK
O MİSKİN KIŞ UYKUMUZA
DEVEKUŞU
DEVEKUŞU

HALDUN TANER

KAYNAK: DEMOKRASİMİZİN ALATURKA TARAFLARI-1957+DEVEKUŞUNA MEKTUPLAR-ÖNCE İNSAN+SON MİTİNGLERİN MANASI-1953 DEVEKUŞUNA MEKTUPLAR-ÖNCE İNSAN
METİN HALİNDE BULUNDUĞU YER: HALDUN TANER BÜTÜN OYUNLARI/10, FERHAN ŞENSOY

2 Mart 2009 Pazartesi

hani benim recebim recebim???



recep tayyip erdoğan Kayseri'de şöyle demiş efenim:

"Dünya finansal bir kriz yaşıyor. Hamdolsun ülkemiz bu finansal krizi onlar gibi yaşamıyor, Türkiye kaynaklı değil, bu kriz, Amerika’dan geldi, Avrupa’yı vurdu. Hamdolsun Türkiye’de kapatılan bir tane banka var mı? MHP’nin iktidarda olduğu dönemde 16 banka fona devredildi, maliyeti bize ne, biliyor musunuz? 40 milyar dolar. Bahçeli bunları hiç gündeme getiriyor mu? Ondan öncekiler de beş bankayı aynen bu şekilde fonladılar. Zaten bu ülkede ya fonlayanlar vardı, ya hortumlayanlar. Ne çektiysek bunlardan çektik ama bütün bunlara rağmen bir tane bankamız hamdolsun fona devredilmedi. Şimdi bunlar bundan da rahatsız oluyor."


(kaynak:http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=924037&Date=02.03.2009&CategoryID=98)

bu demecin öncesinde de "Baykal'ın televizyona baktığını, halka bakmadığını" söylemiş. ben en çok kendisi nerelere bakıyor onu çok merak ediyorum. çünkü "Toplumun Kamu Yönetimine ve Kamu Hizmetlerine Bakışı" araştırması Tepavca dün açıklanmış. Murat Yetkin rapordan bahsederken en önemli sorun olarak;

1- İşsizliği en önemli sorun görenlerin 2004’de yüzde 37 olan oranı, 2008’de yüzde 39’a çıkmış.
2- Ekonomik istikrarsızlık/kriz yanıtı 2004’de yüzde 10 ile dördüncü sırada yer alırken, 2008’de yüzde 20 ile ikinci sıraya yerleşmiş.
3- Enflasyon/hayat pahalılığı, 2004’de yüzde 21 ile ikinci sıradayken, 2008’de yüzde 20 oranıyla, ekonomik kriz ile birlikte üçüncü sırada.
Bu üç sorunun en yakın takipçisi açık arayla (yüzde 9’dan yüzde 5’e düşen) eğitim sorunları ve (yanıtlarda yüzde 10’dan yüzde 3’e düşen) rüşvet ve yolsuzluk.


maddelerinin sıralandığını belirtiyor. başbakansa hâlâ krizden etkilenmediğimizi, herşeyin güllük gülistanlık olduğunu vurguluyor. bu güllük gülistanlık kime göre, neye göre; orası hâlâ meçhul.

Murat Yetkin'in bu araştırma hakkındaki yazısı için:>>>

1 Mart 2009 Pazar

"yerküre:çoğunlukla zararsız"


cemre atladı suya cuma günü. bahar dedi ki "savulun fütühata geliyorum, dünyayı güzel kokularla, aydınlıkla fethedeceğim. "

sabah uyandığımda bunları fısıldadı bahar: masmavi deniz, gökyüzü ve aydınlığıyla.

"Tüyden hafif olurum böyle sabahlar
Karşı damda bir güneş parçası
İçimde kuş cıvıltıları şarkılar;
Bağıra çağıra düşerim yollara;
Döner döner durur başım havalarda"

demiş ya Orhan Veli... iyi ki demiş :)

bloğumuzda da senseMe channels hizmetine başladık: baharın şarkıları hepimize gelsin :)











*başlık otostopçunun galaksi rehperi'nde Ford Prefect'in dünya için yaptığı tanımlamadır.
resim: http://school.discoveryeducation.com/clipart/images/spring.gif