Pages

31 Mayıs 2008 Cumartesi

bu şey nasıl duracak bilmiyorum. bir merak, bir boşverme, bir hırslanma... böyle bir döngü var beynimde şu günlerde.

o ise şanslı, haberi yok hiçbir şeyden; kızmak çok zor oluyor ona...

başka yerler ve zamanlar, bu zamandayken ve yerlerdeyken devreye girebilselerdi keşke...

bir cumartesi..

bugün kütüphaneye gitmedim. savurganlığım üzerimde. zamanımı savuruyorum. bloglara bakıyorum, müzik dinliyorum, gazete de okuyorum biraz,. incir miyavlıyor, inciri seviyorum. şu sandalyeden kalksam iyi olacak aslında, popom ve sandalye ferahlar biraz :)

sonunda sanırım ve galiba istediğim template i buldum.

ama çok önemli birşey daha var. bu sesi ve yüreği fiyakalı adamı unutmamak lazım.. her daim dinlemek lazım.







"Oh, I'd follow you to the river, that washes out to the sea
Through the wind, through the rain of a cold dark night
That's where I'll be"

29 Mayıs 2008 Perşembe

CAROL’UN YOLCULUĞU'nun ardından




karanfilli çay çok güzel
ferhan şensoy'u olumak ve etkilenmek de çok güzel
sonra ders de çalışmaya başladık
morfo'da da sıkılmadım bugün..

ama ara sıra.....



"Günler geçiyor
her şey daha dün gibi maziye baktım da yine
günler geçiyor deliler gibi
mevsim dönüyor
nisan yağmurları öncesi
son kez bu gece
görsem diyorum bir yudum seni

hasret bir bulut geldi gitmiyor
sensiz ne kadar bensizim kimse bilmiyor
alsam başımı gitsem diyorum
gittiğim her yerde hasretin terk etmiyor

hangi rüzgar bana senden haber getirir
yaralı bir kuşun kanadında kırık bir tüy gibiyim
hangi rüzgar sana benden selam götürür
kıyıda külü geçmişe ağlayan sönmüş ateş gibiyim

dağlar duman olmuş, gönül , dağlar gibi ol
küsme bırakıp gidenlere
bir gün çözülür tılsımlar
bir gün yıkılır duvarlar
Aşkın gücünü bilenlere"




çalışma:http://www.ortakantin.com/gphoto.asp?pid=8147&fn=Mart%C3%84%C2%B1%20Jonathan%20

27 Mayıs 2008 Salı

Stupid Girl


bugün radyo 3 ü dinlerken, Garbege'ın best albümünü çalıyorlardı. lisedeyken bir sıra dinlerdik garbage, unutmuşuz sonra...

şimdi buraya koyacağım şarkıları, anlam ve önem itibariyle benim için çok büyük :)

iyi ki şarkılar var :)






You pretend you're high
Pretend you're bored
Pretend you're anything
Just to be adored
And what you need
Is what you get

Don't believe in fear
Don't believe in faith
Don't believe in anything
That you can't break

You stupid girl
You stupid girl
All you had you wasted
All you had you wasted

What drives you on
Can drive you mad
A million lies to sell yourself
Is all you ever had

Don't believe in love
Don't believe in hate
Don't belive in anything
That you can't waste

You stupid girl
You stupid girl
Can't believe you fake it
Can't believe you fake it

Don't believe in fear
Don't believe in pain
Don't believe in anyone
That you can't tame

You stupid girl
You stupid girl
All you had you wasted
All you had you wasted
You stupid girl
You stupid girl
Can't believe you fake it
Can't believe you fake it

You stupid girl


26 Mayıs 2008 Pazartesi

sevgili günlük...


her bir şey üzerime geliyormuş gibi. hani bir deyim vardır ya türkçede "nereye elimi atsam kuruyor diye" onun gibi. ya da bugün karanfilli çay içmedim ondan da olabilir :)

ders çalışıyorum. hukuk düzelir gibi oluyor; hayatımın anlamı iktisat bana bozuluyor ve kafamdan gidiyor. oysa iktisat benim için çok özel ve vazgeçilmez olmuştur her zaman, ancak hukuk ile olan ilişkimizi -ki sadece tek taraflı bir hukuki işlem olmaya adaydır bizim ilişkimiz- onu biraz kızdırmış kanımca. kendini önemsiz hissetti galiba. ne bileyim. ama gerçekten öyle değil. tamam şu sıra iktisata ilişkin pek bir şey okumuyorum; ama bu onu sevmediğimden değil, iktisat benim ellerinden tutabildiğim, yanağını okşayabildiğim sevgilim, dostum sırdaşım, biricik sevdam, içimde onun sevgisi çok farklı, ama o kızmış; götürmüş bilgilerin bazılarını. yarın gönlünü almaya Fischer'n makrosunu göndereceğim, işe yarar belki.


bunun haricinde ise yağmur yağıyor buralara sağnak sağnak. tam dışarı çıkacakken bastırmasa daha çok seveceğiz ama :)
ancak çok güzel ferah bir serinlik oluyor geceleri, yazın gazabından uzak daha buranın geceleri. yıldızlar ise her zaman gibi. görünmüyor. yarın Therion'un yeni albümünü alacağım. biraz yeni şeyler dinlemeye ihtiyacım var. şimdi de össlem ile "iklimler"i izleyeceğiz... yani yazımı sonlandırıyorum burada.. hoşçakalın efenim :)

başucumda "Kalemimin Sapını Gülle Donattım"



"bir gün tutuyor ayşen elimi, ben sanıyorum ki aşkını itiraf edecek.

-ben murat'ı seviyorum!

diyor. murat kim bilmiyorum. çok sinirleniyorum murat'a. kim demiş, erkekler ağlamaz diye? kim konuşmuş hepimizin adına hepimizden önce? buyrun meyhaneye, ağlamazsam erkek değilim. iyi ki boynumuzu bükmesini öğretmişler bize, yoksa ben sığar mıyım bu meyhaneye? bir çok yorumcuyum, folu da yumurtayı da kendim yaratırım, bulutlardan yanayım. beynin dalgın bir anında ağzın azat ettiği sözlerde, ne kinayeler bulurum, ne cinaslar türetirim, herşey mecazdır bize. olmasa da nem,ben kaparım."

[sf 235-236]

25 Mayıs 2008 Pazar

the thrill is gone



BB King & Tracy Chapman - The Thrill Is Gone.mp3 -

the thrill is gone
the thrill is gone away
the thrill is gone baby
the thrill is gone away
you know you done me wrong baby
and you'll be sorry someday

the thrill is gone
it's gone away from me
the thrill is gone baby
the thrill is gone away from me
although i'll still live on
but so lonely i'll be

the thrill is gone
it's gone away for good
oh, the thrill is gone baby
baby its gone away for good
someday i know i'll be over it all baby
just like i know a man should

you know i'm free, free now baby
i'm free from your spell
i'm free, free now
i'm free from your spell
and now that it's over
all i can do is wish you well
Posted by Picasa

22 Mayıs 2008 Perşembe

sadece bitanem'e


olsa olsa ne olsa???
  • deniz olsa,
  • huzur olsa
  • aşk olsa
  • iş olsa
  • heyecan olsa
  • ama deniz olsa
  • ışınlanmak olsa,
olsa olsa ne olmasa?

  • kaygı olmasa
  • işsizlik olmasa
  • zorunluluklar olmasa
  • -zorunluluklara istinaden- sorumluluk olmasa
  • izin almak olmasa
  • karmaşa olmasa
  • sınav olmasa


UÇAK - FERUDUN DÜZAÐAÇ

sabah sabah :)


Fernâme'nin ışığının ardından...



heyecan büyük tabi ki, ışığı görmenin heyecanı. oyunun başlamasına 5 dakika kala telefon ve kayıt cihazlarının kapatılmasına yönelik anonsun yerine, ferhan şensoy'un sesini duyduk:

"oyunumuz başladı başlayacaktır. telefonunuzu kapatınız. [...] oyunu hafızanıza kaydediniz,hafızanız kötü ise hergün geliniz"

şeklinde neşeli bir karşılama oldu bizim için. sonra geldi eşsizliğiyle;



"bir 'şikayetname' yahut 'talepname'.
'fer' ışık, 'name' mektup. 'fernâme' karanlık çağdan aydınlığa 'nâme'.
'fernâme', 'muhalifnâme"

bir oyundan ziyade bir dertleşmeydi sanki. ne çok şey varmış farkındalığımızda düşünmeden, dikkat etmeden kabul ettiğimiz.. anlamlandırmış gibi, anlamış gibi yaptığımız ya da öyle zannettiğimiz...

"olsa olsa ne olsa?"

olsa olsa ne olsa?
olsa olsa ne olmasa?

"hafta sonu olmasa, banka olmasa, para olmasa, yoksulluk olmasa"

"olsa olsa ne olmasa"
"savaş olmasa"

diyorum ya dertleştik biz dün onunla... o da bizim gibiymiş şu sıra..

"söz var yazasım yok, çok güzel var kadın sevesim yok, evden çıkasım yok"

onun dediği gibi yaptık. hafızamıza kaydettik, şimdi salınmakta sözcükleri ...

a bir de biz "hayır" demeyi beceremeyenler için çok güzel bir aforizmayla bitirdi o muhabbeti:

"her hayırda bir hayır vardır
hıyarlık yapmayın"

21 Mayıs 2008 Çarşamba

hayırdır inşallah!!!


Posted by Picasa

20 Mayıs 2008 Salı

Sevgilim,Bir Günün...


Sevgilim, bir günün ortası şimdi
Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini
İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor

Ben seni düşünüyorum seni
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi
Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
Sevgi eskidikçe sevgi.

Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
Çoluğumuz çocuğumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurların ağzı köpük içinde
Uzaklarda ne kapılar açılıyor
Tirenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.

Her şey biliyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrrediğimi?

Geldiğimi?
Gittiğimi

Hadi!



CEMAL SÜREYA

sonsuzluk böyle bir şey galiba. insan beyninin somutlaştırma çabasıyla; şu an benim karşımda uzanan ufuk çizgisinin ötesini düşleyememem gibi.

Albinoni'nin bu adagiosunun yaylılarındaki hüzün, her daim hüzünlenmeye meyilli bir kişilik olan beni yine hüzünlendirdi :) çok şaşırdık değil mi?

fısıltıları bastıran; kulaklarımdaki müzik. içimdeki gürültüleri ise bastıracak birşey bulamıyorum şu sıra. karanfil etkili oluyor, bir de uzayan gün, kısalan geceler. şimdi Einstein çıksa gelse: "yalan söyleme, sana göre geceler de uzun" diyecektir. bu doğruluğu sınanınca bizi gayet doğru bir sonuca götürecek bir önerme olur galiba. uyuyamamaya başladım yine. gözümü kapatmak istemiyorum pek; beynimin imgeleme alanı göz kapaklarıma vurmasın diye...

şu an, günün son güneş ışıltısı masama vuruyor; gölgeleniyor masam; kulağımda ise adagionun en damar kısmını ifade eden keman solo var... dakika 5:19...

gitgide katılaşıyorum, katılaşıyoruz..............................

19 Mayıs 2008 Pazartesi

yaseminli ve karanfilli çay kokularından papazın bağına

şu sıralar hayatımızı düzenlemeye çalışıyoruz. bu düzenleme çalışmasında da bir takım yıkılması gereken inandıklarımız ve düşüncelerimizle karşılaştık ve yordu bu bizi ama olsun hayatın başka başka güzel yönleri var. yasemin çiçeği çayı gibi mesela..


yasemin çiçeği çayı aldık cumartesi günü "çok güzel kokuyormuş" duyumları üzerine. hatta össlem taktı, bir arkadaşımız Çin'e gidecek ondan isteyeceğiz; Çin'de yasemin çiçeğini atıyorlarmış suya ve çiçek çılıyormuş cam demlikte. bunun için cam demlik de lazım tabi :)

çiçekleri demlediğimizde, "güzel yasemin kokusu" yerine biraz ıhlamurumsu bir koku geldi. ve ben tüm çayları şekersiz içtiğim için hala tadına dair pek bir fikrim olmasa da; össlem şekerle güzel bir içecek olduğuna karar verdi. ve çayı içtikten sonra da hakikaten bir sakinleşme oldu bizde :)



yukarıdaki fotoğrafta benim yasemin çiçeğini makro çekmeye çalışırken objektifin buğulanması sonucu elde edilmiştir :)

bu bitkisel içecek faslına bu sabah da karanfilli çay ile devam ettik. o da annemin kadın programlarından birinde duyduğu üzere; çayı açık demleyip daha sonra içine 2-3 karanfil attığımızda, kafamızdan elekktrik uçup gidiyormuş. -ne demekse- annemin sunucu bayandan aktardığı kesim bu. ha bir de dinçlik veriyormuş, kendinizi depresif, böyle hiçbir şey yapmak istemiyormuşsunuz gibi hissediyorsanız tüm bu hislerinizden kurtarıyormuş.. (durum bu kadar vahim değil, kişilik testlerinde dehşet oluyoruz :) ) bu sabah da bu şifalara kavuşmak amacıyla, demliğimize 12 karanfil atıp; bardağa doldurduğumuzda ise, şimdi bu çayın etkisiyle süpermen gibi oluruz korkusuyla, demlikten 8 tanesini çıkarttık. - 4 tanesini bulamamıştık da -

ama işe yaradı galiba. çünkü daha sonra birtanemiz egemenimiz geldi Papazın Bağı'na gittik. gidiş taksiyle ama dönüş yayan idi. yaklaşık 1 saat 10 dakikada evimizi bulabildik.. ama o yorgunluktan ziyade tatlı bir hafifleme var üzerimde benim bugün. hayatı bir yerinden güzel bir yerinden yakalayabildiğimiz için. bitkiçayları gibi :)

ve o kadar da üzülmediğim bir pişmanlık, onun yayın yaptığı saatlerde radyonun başında sıkışıp kalmaktansa; radyonun düğmesini kapatıp aşağıya limana inseymişim keşke diye.... ama artık yapabiliyorum bunu.... bu da bir züğürt avuntusu olabilir ama benim kafamdan birçok şey uçup gitti bugün karanfilin etkisiyle...

siz de deneyin :) ve günün anlam ve önemine ilişkin iki şarkımız da aşağıda :)


"Open your eyes
Look up to the skies and see"



It's a new dawn
It's a new day
It's a new life
For me
And I'm feeling good

Iade-i ziyaret


17 Mayıs 2008 Cumartesi

Fernâme



21-22 Mayıs'ta Şinasi'de olacak o :)

biletler Biletix'de....

biraz da dramatikleşirsek....


sen, en güzel saadetlerdesin şimdi, başka birinin yariyken ve o en büyük saadetlerde seninle yıldızlar altında, mehtaba karşı muhabbete dalarken...

bizim yaşadığımız bu şehirde yıldızlar gözükmüyor ve yarin saçlarına sinecek bir deniz kokusu da yok.. bundandır belki de tüm yakınmalarımız; hepsi bundandır değil mi?

bazen.... bazen de değil aslında şu sıralar seni ne kadar sevip, ne kadar sevmediğimi görmeye çalışıyorum içimde. yersiz ve de gereksiz bir merak. ve geceleri yattığında onu düşünüp düşünmediğine dair de meraklarım var, ona nasıl seslendiğine, nasıl baktığına olduğu gibi... hepsi de gereksiz ve yersiz değil mi? ne demiş ingilizler? " curiosity kills the cat"




"I take a walk outside
I'm surrounded by
Some kids at play
I can feel their laughter
So why do I sear
Oh, and twisted thoughts that spin
Round my head
I'm spinning
Oh, I'm spinning
How quick the sun can, drop away...
And now my bitter hands
Cradle broken glass
Of what was everything
All the pictures had
All been washed in black
Tattooed everything
All the love gone bad
Turned my world to black
Tattooed all I see
All that I am
All I'll be...
I know someday you'll have a beautiful life
I know you'll be a sun
In somebody else's sky
But why
Why
Why can't it be
Why can't it be mine "




"There's no time to lose, I heard her say
Catch your dreams before they slip away
Dying all the time
Lose your dreams
And you will lose your mind.
Ain't life unkind?

Goodbye, Ruby Tuesday
Who could hang a name on you?
When you change with every new day
Still I'm gonna miss you..."

14 Mayıs 2008 Çarşamba

az önce bana olan şey, bir şaç yıl önce Nietzsche Ağladığında'yı okuduğumda olmuştu.. birden ampulün yanması gibi... benim hep geç yanar... ya bir film lazımdır, ya da bir kitap...

"efendimiz burada bulunan şairlere hep aynı konuların tekrarlanmasından bıktığını, artık bir aslana, bir kartala, hele hele güneşe benzetilmek istemediğini bildiriyor. söyleyecek başka sözü olmayanlar gitsin"

(Semerkant)

ama yine de..........







Sürüklenip gidiyorum
Rüzgarının tam önünde
Bir batıp bir Çıkıyorum
İhtimaller denizinde

Bırak beni boğulayım
Gözlerinin tam içinde
Dibe vurup dağılayım
İhtimaller denizinde


Neredeyim bilmiyorum
Her taraf sisler içinde
Ateşim yok yanıyorum
İhtimaller denizinde

Bırak beni boğulayım
Gözlerinin tam içinde
Dibe vurup dağılayım
İhtimaller denizinde


Fotokritik'ten alınan fotoğraf
zeynepgurler 'e aittir.


şu sıralar şu sıralar aslında uzun bir zaman dilimi galiba. hiç bir şey düşündüğüm gibi değil gerçeğiyle başbaşa ve başa çıkmaya çalışıyorum.

kendime çok kızgınım, tüm doğrularımı ona yüklediğim için. ona da kızgınım bunları yıktığı için... kitapları fırlattım gece, yırtmak için lime almıştım oysa. bu öfke bir geçse.... ağlasam geçer mi, ya da bağırsam çağırsam... neye ve kime bağıracaksam...

bir ton hayalkırıklığı işte... aslında olan şey pek yabancı olduğum bir şey de değil ama... taze olduğu için belki bu patlamalar, gözlerimdeki ağırlık, içimdeki ağrı....

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Google'dan Coffeé'ye düşenler :)



istatistiklere bakarken, google'dan benim bloğa yönlenenlere bakmak çok keyifli ve eğlenceli oluyor bazen..

erhan güleryüz ün çalıştığı yer: Beyoğlu'nda Suriye Pasajı'ında 3. katta çalışıyor diye biliyorum ben ama....

duygularımdaki yalnızlık: ben de bilmiyorum..

bandırmalı darbukacı: valla ben küçükken meşhur bir Hüsniye Teyze vardı, çınarlı mahallesinde otururdu, sünnet, düğün gibi etkinliklerin ön eğlencesi olan "kahve içmeleri"nin vazgeçilmez elemanıydı :)

muzeyyen senar alısım sarkısı: bu alişim şarkısı olacak yanılmıyorsam, bunu arıyan arkadaş kesinlikle "yaprak dökümü"nü izliyor. biz de izliyoruz. Hayriye Hanım nasıl kırmıştı ama plağı..

sıcaklatan yatak: benim bloğumda bulunmaz kardeş :)

erhan guleryuz'un: erhan güleryüz'ün nesi, ne ne diyorsun?

pinokyo masalını okumak istiyorum: e alın kitapçıdan okuyun :)

sen yüzüne sürgün olduğum kadın gel artık: o sen yüzüne sürgün olduğum kadın, kardeşin olan gözlerini unutmadım diye gidiyordu ama...

aşık olduğunda aşık olduğu kişiye söylememek iyimidir? bilmem ki acaba iyi midir?

mutlu olmak için ne yapmalıyız: bu sorunun cevabı için bkz >>

11 Mayıs 2008 Pazar

Açığa Alınmış Göçebe

içim yağmalanan bir samanyolu
göç hazırlığında bütün hücrelerim,
bıraksam yüreğimi büsbütün,
çıkıp kurtulacak yörüngesinden
ve aşabilse önü kesilmiş caddeleri
gözlerim de kopacak yüzümden

sen mi ayrılıyorsun benden?
yoksa ben mi açığa alıyorum kendimi?
her yanım bir buluşma yerine akacak biliyorum
ve "it gibi" ağladığım günden başka;
hiçbirşey kalmayacak, ne bana
ne de bu rezil kente benden geriye

göçebelerin yok değil çoktur adresi
ve hiçbir adresten taşınılmamıştır
fakat bilinemez hangi ayrılıkta
hangi aşkın yatısına gidilir
elbet üstünde durulmaz bunun da
"aşk da biter"denir, geçilir

içim yağmalanan bir samanyolu
yırtılmış yüreklerle dolu yörüngem
kaç yıldız yitirdim kim bilebilir
ve kim bilebilir açığa alınmış bir göçebenin
bütünüyle boşalırsa bedenindeki nehir
hangi parçan hangi kenttedir

Devrim Dirlikyapan

"ütopya" hali -ne demekse-


eski defteri karıştırdım yine... amma da yazarmışız. beden hiç de sınır falan değilmiş o sıralar. ısrarla bir paralel evrende zaman geçiriyormuşum ben. şimdi şimdi anlıyorum. hiçbir şey düşündüğüm gibi değilmiş.


çok orhan veli olasım var bugün. eski bir palto, boynu bükük bir şapka, argın bir gurur cebimde, öyle düşmek istiyorum yollara. bir de serdeki erkeklikten daha muteber bir erkeklikte, canına okumak istiyorum tüm kelimelerin bi kibrit çöpüyle, avcumu ısıtacak kocaman bir alevle. sonra da ölüm gelsin zaten. kimbilir...

hiçbir gerçek bu kadar aldatmaz belki ve yalanlığından yalınıp tüm suretlerin, sahteliklerin; o dalgalara karışmış balıkların pullarından daha da çok hafiflerim ve bir martının gagasında yem olduğum da umrumda olmaz belki... belki don kişot bile korkar benden.. kimbilir... gürültüler patırtılar bir melodi oluverir belki. bulutlar kadar ağlayabilir miyim bilmiyorum ama daha fazla gürlerim belki. belki sellerle dost olup, dalgaları kıskandırırım ya da istanbul'dan daha fazla bir insan haline gelirim bir anda dirilip.

çok orhan veli olasım var bugün. şeytan habire beni de dürtüyor: "AÇ PENCEREYİ BAĞIR BAĞIR" belki çığlığımla tüm sağırların kulakları açılır, dilsizlerin dili çözülür. bu sefer nirvana bana ulaşmaya çalışır belki. belki öyle düşler görürüm ki, kabuslar iyi niyetli hale gelir, şeytan secde edebilir belki. kimbilir...

tütsü dumanlarının kokularının bir yanından hiç keşfedilmemiş kokularla uyurum belki.

belki şarap bile haram olmaz, hayyam'ın cezası bitiverir ve hayyam'dan daha sarhoş olup; başım ağrımadan uyanırım bir sabah. sayıkladıklarımı duymadan kimse. zaten sonra ölüm gelsin.. sonra.. ve belki necip fazıl'ın çilesi bir mutluluk haline gelir ya da mevlana'nın sararmış suretinde güller açar ve tüm denizler bir okyanus olur tüm mavileri içine alıp. belki de denizkızı doğru olur ya da kırmızı başlıklı kızın şapkası da gerçek olur. pinokyo dürüstleşir, la fontein uyur. kimbilir binbir gece masallarından daha uzun süren, daha fazla masal ama adı masal olmayan bir öykü başlar. tarih sondan başa doğru gider belki. belki ağaçların gözlerini görebilip, atomların çığlığından kulak zarlarımız patlayacak hale gelir. ya da tüm notalar şarkı söyleyip dans ederler belki bizimle. alice baya bir kıskanır herhalde ve hiç boynu bükük çiçek kalmaz belki, ezilen çimen de. kimbilir. zaten sonra ölüm gelsin. o sınır bitsin, çarpmasın insanın alnı hiç bilinmedik çizgiye. ölüm... ölümsüzlük? sonsuz cesurluk... hava boşluksuz kocaman bir gökyüzü... neden olmasın ki?

12 Mart 2004

"zamana sıkışmış"


tam da böylesine zamana ve kendime sıkışmışken...

"şimdi yine zamanla ilgili bir şarkı söyleyecez. bu şarkımda dün, bugün ve yarının içiçeliği ve bu sıkışmış zaman diliminde yaşamak zorluğunu anlatmak için yola çıkmıştım"



Dün Bir İp Geçirmiş Boynuma
Yakalamış Sımsıkı
Ardımdan Sesleniyor
Sen Hiç Bırakma Bizi

Dünü Dinle
Unutma Sakın
Onu Çözmek Zorundasın

Yarın Ellerimden Tutmuş
Koşuyoruz Ardarda
Yollar Yollar Boyunca
Hep Bulutlara Doğru

Yarını Dinle
Unutma Sakın
Onu Görmek Zorundasın

Bugün Omuzuma Çökmüş
Sevimli Ama Çok Ağır
Tepemden Bağırıyor
En Güzel An Budur

Bugünü Dinle
Unutma Sakın
Onu Yaşamak Zorundasın



gece ağırdı baya... iyi ki herşeyi tam bilmiyoruz.. yaşasın asimetrik bilgi :) çünkü beni dün gece çıldırtan şey onun gayet de - çok ayıp blogta dedikodu yapılmaz. ama b u benim blogum. olsun okuyanlara eziyet etme. ama bu benim bloğum, yazmam lazım. olmaz. olur. olmaaaazzzz dedim sana. sus yazacağım-

neyse nerede kalmıştık? onun diyordum o yu siz de tanımıyorsunuz, ben de pek iyi tanımıyorum ama iyi biri olmadığını biliyorum. ve içimdeki en kıymetli o'nun o iyi olmayan o'nu dikkate alması beni çıldırtıyor. evet çıldırtıyor.

boşvermeye çalıştım. tvyi kapattım. odama gittim. kitaplığıma baktım. dün gece düzenlemiştim. güzel de olmuştu. sonra odamı da toplamıştım o da güzel olmuştu. yatağıma douglas amcayı alıp yattım. satırlar arasında beynimde habire bu halden kurtulmamı sağlayabileceğini sandığım şeyler dönmekteydi. Bilkent'e giderim, çalışırım, çalışırım, çalışırım, çalışırım... hani şarkıdaki gibi "yoruldukça kaybolur acılar" buna inanmak istiyorum. yoksa ciddi ciddi delirme yetkimi kullanacağım.

yani ya bu saçma sapan şeyi kafama dolayıp, daha bir sinirlenip, midemdeki ülseri azıtıp canıma okuyacağım ve bunun sonucunda da melankolik maskemi takıp yüzümü asıp gezeceğim, ota börtü böceğe ağlayacağım. ya da gerçekten sabah yataktan kalkıp, bilkentin kütüphanesinin kapısında, oranın servisinde giderken kurduklarımı, düşündüklerimi bırakıp içeri gireceğim ve çalışacağım. sonra kütüphaneden çıktığımda biraz yorgun olacağım ve kafamda ve bedenimde bu yorgunluk olacak. böylelikle de uzaklaşabileceğimi, düşündüklerimin ne kadar saçama olduğunu aslında, hayatın bir gerçek olaraka aktığını farkedeceğim belki de. kimbilir.....

9 Mayıs 2008 Cuma

Toeic Etkisi :)



biraz kahkaha, biraz sevinç...."e açılmışsın sen o zaman" :)



İşte hayat, yine akıp gidiyor
İşte hayat, sensizde yaşanıyor
İşte hayat, böyledir deniyor
Zaman her şeyi siliyor
Posted by Picasa

6 Mayıs 2008 Salı


Kalemleri çıkartıp -hangi renk olacaklarına karar vererek- düzenliymiş gibi koydum. İçimin sıkışıklığını alır belki diye. Kalemlerin rengi ve düzeni içerideki sıkışıklığı dindirebilir mi, dindiremez mi diye düşünmeden. Düşünseydim yapmazdım; hiçbir işe yaramadı :)

Saat bilmem kaç? Bakmaya üşendim şimdi. Barış Manço saat takmazmış, zamanın sınırına takılmamak için. En güzeli galiba. Sınırlı olan birçok şeye takılmadan, bunları sallamadan yaşamak.


İnsanların yapıları enteresan. Benciller. Ben de insanım, ben de bencilim. (bu da Temel ile Dursun'un fıkrası gibi oldu, hani "sizde akvaryum var mı diye biten) Ne diyordum? Ha, insanlar benciller. Alabildikleri kadar alıp, verme kısmında düşünüyorlar. Ya da hiç düşünmeyip vermiyorlar. Hiçbir sebebe bağlı olmaksızın davranmıyor kimse kimseye. Sadece kendi kendine kırılmış oluyorsun, ya da sevinmiş. pek bir şey değişmiyor aslında. Yaşıyorsun bir şekilde.

Olması gereken de bu değil mi zaten?

Nerede kalmıştık? Sürekli envan...............

resim http://fc02.deviantart.com/fs12/i/2006/290/2/8/Broken_Heart_by_starry_eyedkid.jpg adresinden alınmıştır.

5 Mayıs 2008 Pazartesi

nasıl bir şarkıdır????






kelimelerden alacaklı bir sağır gibi

içimi döktüm bugün, yokluğunla konuştum
tutsak gibi, bir enkaz gibi, kendim gibi
içimden çıktım bugün, içimle konuştum

yüzünü ilk kez gören bir çocuk gibi
gördüm kendimi gördüm
kırıldı ayna paramparça
paramparça ne varsa kadınım
yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
ne olur, gel, gel, gel, gel
ben sensiz istanbul’a düşmanım.

kestiğim ümitlerden yelkenler yaptım ama
yokluğunda ne gidebildim ne de kaldım
gerçek miydi tutunmaya çalıştıklarım
hediye süsü verilmiş ayrılıklarım

kaybetmenin tiryakisi bir çocuk gibi
sustum, kendime kızdım
kırıldı ayna paramparça
paramparça ne varsa kadınım
yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
ne olur, gel, gel, gel, gel
ben sensiz istanbul’a düşmanım.


bugün bu şarkıyı dinlerken hep sen geldin gözümün önüne, yumuk yumuk ellerin, kocaman güzel gözlerinle...

ARASTA


pala ve sicim ülkesinde
sudaki suya söylenen gazeller
eksilen
şiiri kılıçla tartan
hiciv yada ölüm
marifet remizleri
hayal ile hayal
ikiz yeminler
suyun içi boş sudaki suç fermanlardan damlayan
kırmızı harfler
adı unutulan putlar
için saklımızda kalmış onca tören
şimdi arasta vakti
biraz aşk hatırası biraz meydan
biraz akşam yorgunluğu istiyor cengaver

kinleri içinde kalmış düşmanlar ve aşıklar
ardında bıraktığı
hep kendine benzeyen ve hep bulduğunu sandığı
önce şiir sonra kimya
ve başkalarıda bilsin istiyor bunu
böyle yaparsa eda edilmiş olacak sanki
akşam kazası
yalnızlık pahasına sağımız solumuz ölü gönüllüler
sonu belli seyyitler gibi
hatırı biriktirmek
yaşamın istisnaları
sıradanlığın girdabında
ilhamın ve ihmalin gelip değdigi anlar
boşluğun yolları
karanlık hacim
idrak acısı
aşk payı
günah hakkı yasak hakkı suç hakkı
bir arastada
insan yeniden yaratırken dünyayı

akşam oldu
aşk için eda için
akşam oldu

şimdi vazgeçmek ya da uyumak zamanı.

MURATHAN MUNGAN

4 Mayıs 2008 Pazar

"bu oyun hep aynı değişmiyor"

Bu oyun hep aynı, değişmiyor
Hala devam hala figân
Hem de bile bile
bu şarkıyı dinlerken, 2004 e gittim biraz... 2004 de

kağıtlara uzun uzun yazardık.. şimdi ki bu suskunluk, hafifletmeler ondandır belki de... çok zor bir zamandı, şiirimsi bir şey yazmışım... şimdiki gibi... konu ince işlere :) kayınca pek değişmiyor insan galiba, değişemiyor... oysa farklı düzlemlerde çok farklı verilenler -alınırlarken hissedilenler, düşünülenler itibariyle-











Çizim Piyale Madra'ya aittir...

3 Mayıs 2008 Cumartesi

--Yalnızlar Garı--

bayadır dinlemiyormuşum aslında... dünün sıkışıklığını aldı sesleri....

ne derlerse içimi söylerler.....

Evveli günün ağırlığı
Gözkapaklarımda
Bugün daha başlamamış
Cep elimle dolu
Bir telaş var etrafımda
Gazeteler aynı, politika sayfası
İçtiğim sular, güzel kadınlar gibi
Rüzgar var mı, bulut yok
Ezan sesi, karnım acıkır
Manav radyosu haber okur
Akşam olunca kapım beni bekler
Yediğim bir tas, yatağım sabırsız
Bir o yana, bir bu yana
Eski sinemalar gibi
Küf tutmuş rüyalarım
Hep bir olay olur ortasında
Karga sesleri, takvim yaprakları
Uzun oluyor kış günleri
Ne de olsa kiraz vaktidir
Karpuz suya düşmeden
denize hiç girmem
Mehtap çıkmış, düşer yastığıma
Kanımca herşey boşuna...

2 Mayıs 2008 Cuma

ilk tanışma: "ÜLKE"

Saat Çini vurdu birden: pirinççç
Ben gittim bembeyaz uykusuzluktan
Kasketimi eğip üstüne acılarımın
Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
Karanlık her sokaktaydın gizli her köşedeydin
Bir çocuk boyuna bir suyu söylerdi. Mavi.
Bir takım genç anneleri uzatırdı bir keman
Sen tutar kendini incecik sevdirirdin
Bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa

Yalnız aşkı vardır aşkı olanın
Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan
Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
Kardeşim olan gözlerini unutamadım
Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını
Dostum olan ellerini unutamadım
Karım olan karnını ve önlerini
Orospum olan yanlarını ve arkalarını
İşte bütün bunlarını bunlarını bunlarını
Nasıl unuturum hiç unutamadım
Kibrit çak masmavi yanardı sesin
Ormanlara ormanlara yüzünün sesi
En gizli kelimeleri akıtırdı ağzıma
Şu karangu şu acayip şu asyalı aşkın
Soluğu kesen ağulayan ormanlarında
Yaşadım o kısa ve korkunç hükümdarlığı
Ve çarpıntılı yüreğim saçlarının akıntısında
Karadeniz'e karışırdı ordan Akdeniz'e
Ordan da daha büyük sulara

Geceyse ay hemen tazeler minareleri
Kur'an sayfaları satılan sokaklardan
Ölüm bir çeşit sevgiyle uçar
Ölüm uçar çocuk yüzlere
Ben o sokaklardan ne kadar geçtim
Damağımda dilinin yosunlu tadı
Önce buğulu sonra cam gibi parlak sonra buğulu yine
Bir takım tavşanları andıran bir takım su hayvanlarını
Pazartesi günlerini ve haftanın öbür günlerini
Yani salı çarşamba perşembe cuma cumartesi

Bir başak ufak ufak bildirir Konya'yı
O başakta o Konya'da seni ararım
Ben şimdilerde her şeyi sana bağlıyorum iyi mi
Altın ölçü çift ölçü ve altın karşılıksız
Para basma yetkisini Fırat'ın suyunu Palandöken'i
Erzincan'ın düzünü asma bahçelerin dibini
Antalya'nın denizini o denizin dibini
Beş türlü yengeç yaşıyan sularında
Çağanoz adi pavorya çingene pavoryası ayı pavoryası bir de çalpara
Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında
Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
Sen kalabalıkta bulup bulup kaybettiğim kimya
Yokluğun gayri şurdan şuraya geldi
Bir günler şölenlerle egemen ülkende
Şimdi iri gagalı yalnızlıklar dönüyor
N'olur ağzından başlıyarak soyunmaya
Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme
Çık gel bir kez daha çıkıntılardan
Çık gel bir kez daha bozguna uğrat

Cemal Süreya


büyümeye başlamak(!) böyle oluyor galiba... daha katı daha sessiz. içimden gidişini izliyorum iki gündür sessiz bir şekilde. katı doğrular var. gerçek gibi. gerçek mi bilmem.. onlara sığınmaya çalışıyorum, içsesime telkinlerde yardımcı olmaya çalışıyorlar... hiç orta yok... ya öyledir; ya da böyledir diye o kadar kesin ki bir çok şey... artık yaraları sarmak hayata düşüyor. çok fazla birşey yapmıyor insan; ya da yapamıyor bu gidişattan...